Kahraman Hanımlar

Tarihimize dönüp baktığımız taktirde kadınların her daim fedakarlık örnekleriyle karşılaşıyoruz. Hem evlerinde çocukların terbiyesi ile meşgul olurlar, ev işlerinden arta kalan zamanlarını kendilerini eğitmeye ayırır, kitap okurlardı.

Anadolu' nun fedakarlıkta sınır tanımayan kadınlarının tümünü burada ele almak ne yazık ki, mümkün olmadığından onlardan sadece birkaçını hatırlayalım.

1. MUDURNULU FATMA KADIN:

Askerdeki birliğinden firar ederek kar fırtınalarının şiddetle devam ettiği soğuk bir gecede ( 3 Şubat 1921) dönen oğlu İsmail' i, asker kaçağı olduğu için evine kabul etmemiş, oğlunun bütün yalvarmalarına karşı, onu aile ocağına kabul etmekle vicdanına ihanet edemeyeceğini ve memleketin hizmet beklediği bir zamanda askerden kaçtığı için kendisini evlat olarak kabul etmeyeceğini söylemiş ve hükümete teslim etmişti.

2. TAYYAR RAHMİYE:

Adana' nın Osmaniye ilçesi Kaypak Bucağının Raziyeler Köyünden olan Rahmiye Hanım, bu bölge düşman işgaline uğrayınca Hüseyin ağanın milli kuvvetlerine katıldı.

" Bak bu er işidir, sen cephe gerisinde belki daha yararlı olursun" diyen Hüseyin ağaya Rahmiye Hanım şu cevabı verdi:

" Vatanın savunmasında hepimiz eriz, düşman toprağımıza basmış, elim silah tutuyor, ben nasıl savaşmam."

Hasanbeyli civarındaki Fransız kuvvetleri ile yapılan savaşa Rahmiye Hanım da katılmış ve çarpışmada Fransızlardan 80 tüfek ile iki makineli tüfek alıınmıştı.

Bu arada şehit düşen ve düşmanın hakim olduğu yerde kalan şehitlerin düşmanlar tarafından çiğnenmemesi için siperden uçar gibi fırlayan Rahmiye Hanım, şehitlerin birini sırtına alıp geri getirdi. Onun bu cesareti silah arkadaşlarını coşturdu, onlar da siperden fırlayıp öteki şehidi aldılar. Bu olaydan sonra Rahmiye Hanım'a Uçan Rahmiye anlamına gelen Tayyar Rahmiye dediler. Daha sonra 1920 Temmuzunda Osmaniyedeki Fransız karargahına düzenlenen saldırı da arkadaşlarının tereddüt ettiğini gören Rahmiye:

" Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da, siz erkek olduğunuz halde yerlerde sürünmekten ve saklanmaktan utanmıyor musunuz?" diye bağırarak arkadaşlarını hücuma teşvik etmiş. Fransız karargahı önünde alnından vurularak şehit düşmüştür. Sayıları az, cephanesi tükenmek üzere olan Hasan Ağa' nın " Tayyar Rahmiye' nin öcünü kor muyuz?" diye saldırmış ve düşmanı sürüp çıkarmıştır.

3. KARA FATMA (FATMA SEHER):

Belindeki fişekleri, ayağındaki çizmeleri ve elindeki kamçısıyla tam bir İstiklal Harbi akıncısı olan Erzurumlu bir ailenin kızı olan Kara Fatma, önce doğu cephesinde Ermeniler' e karşı yapılan savaşlara katılmış, daha sonra batıya geçerek İzmit' in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine arkadaşları ile 15 kişilik bir çete kurmuş, hepsi köylü kıyafeti giyerek Haydarpaşa' da trene binip İzmit' e inmişler, Erzurum muhaciri olarak iş bulmak için geldiklerini söyleyerek gizlice çalışmaya başlamışlar ve çete sayısı doksan altıya çıkmıştır.

Üsküdarlı Albay Neşet Bey' in emrinde savaşarak askeri bakımdan mühim olan Fındıktepe' yi düşmandan temizleyerek buraya Türk Bayrağını dikmişlerdir.

Anadolu' nun bu kahraman evladı, Sakarya savaşında bulunmuş, müfrezesi ile Büyük Taarruza katılmış. Bursa' nın düşman işgalinden kurtulmasında büyük hizmetleri geçmiştir.

Doğu ve batı cephelerindeki savaşların çoğuna katılan, dört defa yaralanan, düşmana esir düşerek esaretin acılarını çeken ve yaptıklarının karşılığı olarak üsteğmen rütbesi ile mükafatlandırılan bu İstiklal kahramanı, hizmetlerini bir menfaat karşılığı yapmadığını söylemiş ve aylığını Kızılay' a bırakmıştır.

Daha nice isimsiz kahraman hanımlar vardır. Dünya tarihinde en büyük fedakarlığı onlar göstermişlerdir.

Cepheye kağnılarla savaş malzemeleri ve silahları taşıyanların çoğu kadınlar idi.

Mustafa Necati anlatıyor:

Çerkeş önlerinde kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rastladık.

Bu kafileye yaklaşınca bazen sessizliği yırtan bir çocuk sesi yükseliyordu. Kafileye yaklaşıp selamlaştık. Biz soğuktan yamçılar altında bile titrerken, tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çiğnediğini görünce, içimde takdirle karışık bir merhamet sızladı. Arkasına sardığı peştemali içinde arasıra hıçkıran bir çocuğun üzerini bile örtmeden yorganını niçin arabaya serdiğini sormak fikrini duydum.

" Üşümez misin sen, nine?.. Bak çocuk donacak, yorganı örtsene! " diye arabanın üstünü işaret ettim. O, bu sözü garip bir tarzda karşıladı; mukaddes bir şeye yönelir gibi kağnıya doğru koştu ve:

" Kar sepeliyor, millet malıdır, nem kapmasın evladım! " dedi. O zaman anladım ki cephaneleri ıslatmamak için bu fedakarlığı yapıyor. O vakit demin ki merhametimden utandım bile."

1912 yılında Edirne' yi kahramanca müdafaa eden Şükrü Paşa, müstahkem mevki kumandanı idi. Edirne' yi düşmana mezar etmiş bu Paşanın çok sevdiği teğmeni Sadık şehit olmuştu.

Sadık Teğmen' in eşine şehadet haberi verilince doğruca Şükrü Paşa' nın yanına gelmişti:

Posta eri kucağında bir çocuğu olan genç bir kadının kumandan paşa ile konuşmak istediğini söyledi. Sürüp giden kuşatmadan bıkıp usanan halk ve özelikle kadınlar hemen hemen hergün karargaha başvuruyorlar, türlü isteklerde bulunuyorlardı. Ancak bunlardan hiçbiri kumandanın odasına girmezler, dertlerini karargah subaylarına söylerlerdi. Kiminin askerde evladı vardı, kimi başka bir cephede dövüşen kocasından veya babasından haber sorardı. Herhalde bu genç kadın da onlardan biri olacaktı, kurmaybaşkanına:

- Sorun bakalım, dedi, ne istiyormuş, beni ne için görecekmiş?

Kurmaybaşkanı posta ile birlikte dışarıya çıktı ve iki üç dakika sonra odaya döndü, gelen çocuklu genç kadının, şehit Sadık' ın dul zevcesi, kucağındaki çocukta yetim yavrusu idi. Henüz on aylıktı. Kurmaybaşkanı:

- Sizinle görüşmek istiyor ve bu hususta ısrar ediyor. Bir şehit karısının buna hakkı olduğunu söylüyor.

Şükrü Paşa, yerinden kalktı, kapıyı bizzat açtı.

- Gel kızım, gel. Buyur içeri.

İçeriye belki on altı belki on yedi yaşlarında ana olmuş ve nurtopu gibi bir çocuk doğurmuş olan şehit Teğmen Sadık' ın ailesi girdi. Metin ve vakarlı idi, ağlamıyordu. Paşa köşedeki sandalyelerden birini gösterdi.

- Otur yavrum.

Genç kadın oturmadı.

- Paşa, dedi, sizi fazla rahatsız edecek değilim. Bir tek dileğim var, yalnız onu söyleyeceğim. Sadık' ım şehit olmuş. Allah' ına kavuşmuş. Şimdi onun yeri boş kaldı. Onun boş kalan safını ben doldurmak istiyorum. Ben de bu vatan için ölmeye hazırım. Sizden izin istemeye ve orduya katılmaya geldim.