İLK TÜRK DEVLETLERİNDE DEVLET ANLAYIŞI

A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE DEVLET TEŞKİLATI
1. İlk Türk Devletlerinde Devlet Anlayışı
Türklerde devlete İl (el) adı verilirdi. İl aynı zamanda barış anlamında kullanılmıştır. Devleti yöneten hükümdar yönetme yetkisini Gök tanrı dan alır ve yaptığı tüm işlerden de Gök Tanrı ya karşı sorumludur. Ancak Hükümdar devleti keyfi yönetemez, hükümdarın yetkilerini Töre ve Gök tanrı dini kısıtlardı. Türkler Devlete baba, Vatana (ülke) ana demişlerdir.
Türk Cihan Hâkimiyeti Anlayışı: Türklerin dünyayı yönetme ve dünyaya hâkim olma fikridir.
Türklerde Devleti Oluşturan Unsurlar: a- Bağımsızlık(Oksızlık) b- Halk(Millet)
c-Ülke(Vatan-Toprak) d- Teşkilatlanma

2. Türklerde Ordu
Türklerin tarih boyunca birçok büyük devlet kurmalarının temel etkenlerinden birisi güçlü ordulara sahip olmalarıdır. Bozkır göçebe hayatının zorlukları Türklerin mücadeleci ve disiplinli bir yapıya sahip olmalarına neden olmuştur.
Türk Ordusunun genel özellikleri şunlardır.
a- Türk ordusunda ücretli askerlik yoktur. Halk kadın erkek ayırt edilmeksizin her an savaşa hazır durumda olduğu için Türk milleti için ordu-millet deyimi kullanılmıştır.
b- Sürekli ordunun bulunduğu Türk devletlerinde ordunun temeli atlı askerlere dayanır.
c- İlk düzenli orduyu Hun hükümdarı Mete 10 luk askeri sisteme göre oluşturmuştur.
d- Ordunun başında savaşlara kağan gider, diğer hanedan üyeleri komutan olarak orduya Komuta ederlerdi.
e- Türk ordusunun temel silahları ok-yay ve kılıçtır.
f- Savaşlarda Turan taktiği (Hilal Taktiği' Kurt kapanı-Sahte Ricat) tekniği kullanılır.
NOT: İlk Türk devletlerinde Kağanı koruyan seçme muhafız birliklerine Böri, Keşifler yapan akıncı birliklerine de Yelme denir.

3. Devlet Yönetimi
a- Kağan: Türk devletlerinde devletin başı, hakimiyeti Tanrıdan alan hükümdardı. Hükümdar kutsal sayılır ve ona tanrı tarafından bazı güçler verildiğine inanılırdı. Tanrı tarafından verilen bu güçler
Kut ( Siyasi iktidar-Yönetme gücü, becerisi)
Ülüg-Ülüş(İktisadi güç-Hükümdarın ülkeyi zenginleştirmesi ve halka bu bolluğu adil şekilde üleştirme paylaştırma gücü)
Küç( savaş Yeteneği- Savaş kazanma becerisi) tür.
Kağan olabilmek için hükümdar ailesinden gelmek ve erkek olmak şartı vardı.
Töreye göre hükümdar 2 şekilde tespit edilirdi.
1- Kurultay tarafından seçilen 2- Baş hatunun en büyük oğlu.
İlk Türk devletlerinde hükümdarın unvanları; Kağan, Han, Yabgu, İl-teber, Şanyü ve İdikut
Hükümdarlık Sembolleri; Otağ, Taht, Sancak, Davul, Sorguç, Kemer, Kılıç ve Kamçı
Kağanın görevleri: 1- Ülkeyi düşmanlardan korumak 2- Ülkede birlik be barışı sağlayıp boyları bir arada toplamak 3- Töre kurallarını uygulamak 4- halkı adaletli ve eşit yönetmek 5- Halkı giydirip doyurmak, refah seviyesini artırmak 6- ordunu başında sefere gitmek 7- Devlet görevlilerini atamak 8-Savaşa ve barışa karar vermek 9- Elçileri göndermek ve kabul etmektir.
Kağanın eşine hatun ya da katun denirdi. Hatunlar kendine has tahtına oturur, kurultay katılır, elçileri kabul eder, savaşa katılır ve hükümdar öldüğünde çocuklar küçük ise bir müddet devleti hatun yönetirdi.
Kağanın erkek çocuklarına Tigin denirdi. Tiginler küçük yaştan itibaren Ataman(İnal-İnanç) adı verilen öğretmenler gözetiminde şehirlere yönetici olurlardı.
Hunlar Orta-Doğu-Batı olmak üzere üç kısma ayrılmış olup buna üçlü sistem denirdi. Ortayı hükümdar doğuyu veliaht Tiginler batıyı ise hanedan üyeleri yönetirdi. Göktürk ve Uygurlar da ise ülke doğu-batı olarak ikili teşkilatla yönetilirdi. Doğuda kağan batıda ise hanedan üyeleri vardı.

b- Hükümet: İlk Türk devletlerinde hükümete ayukı denirdi. Ayukının başında aygucı ve üge adı verilen vezir vardı. Ayukı halk arasında sevilen ve hanedan üyesi olmayan kişilerden seçilirdi. Hükümette birçok görevliler vardı. Bu görevlilere buyruk(Bakan) adı verilirdi. Bu görevliler; Erkin(İlteber devlet memuru) ' buyruk (bakan) - Tudun(Vergi memurları) - Tutuk(Vali) Bitikçi(kâtip)-Otacı(Hekim)-subaşı-(ordu komutanı9- Agıçı (Hazine görevlisi) - Tamgacı(Mühürdar)

c- Kurultay: İlk Türk devletlerinde devleti ilgilendiren konuların görüşülüp karar bağlandığı meclislere Kurultay yada Toy denirdi. Kurultay üyelerine Toygun denilmekte olup Kağan-Hatun-Vezirler-Devlet memurları-Boy Beyleri-Komutanlar ve halkın ileri gelenleri kurultaya katılırdı. Hunlarda Kurultay yılda 3 defa toplanırdı. I. Kurultay; Kışın toplanır ve Dini mahiyette konular görüşülür. II. Kurultay; İlkbaharda toplanır ve kağana bağlılık kurultayıdır. II. Kurultay; Sonbaharda toplanır Savaş ve sayım kurultayı da denir. Halk ve hayvanlar sayılırdı. Ayrıca Kağanı da genellikle Kurultay tespit ederdi. Kurultayın bulunması Türklerde demokratik bir devlet yapısı olduğunu gösterir. Her boyun küçük kurultayları da vardı. Kurultay sonrası Toy denilen şenlikler tertip edilirdi.
B. TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE DEVLET TEŞKİLATI

1- Türk-İslam Devletlerinde Devlet Anlayışı
Orta Asya da kurulan ilk Türk-İslam devleti Karahanlılar dır. İlk Türk devletlerindeki anlayışlar Türk-İslam devletlerinde de devam etti. Türk-İslam devletlerinde Devlet anlayışının dayandığı temel esaslar ; a- Töre b-İslam dini c- Türk-Cihan hakimiyeti d- Cihat anlayışı şeklindedir. Ancak Türk-İslam devletlerinde Din ve devlet işlerinin ayrıldığı Laiklik ilkesi görülür.

2- Merkez teşkilatı
a-Hükümdar: İlk Türk devletlerindeki Kut inancı (Tanrı tarafından Kutsanma-Tanrı tarafından verilen güçler) İslamiyetin kabulüyle İslami anlam kazanarak Allahın takdiri ve nasibi olarak değiştirildi. Tahta geçme konusunda aynı şartlar devam etti. Bu da taht kavgalarına ve iç karışıklıklara neden oldu. İlk Türk-İslam devletlerinde Kurultay benzeri yapılar olmadığı için hükümdarın yetkileri çok genişti. Hükümdar Saray-hükümet-ordu ve adaletin başı olduğundan tüm güçleri (Yasama-Yürütme-Yargı) elinde toplamıştı.
Türk-İslam Devletlerinde hükümdarın kullandığı unvanlar; İlig , Hakan , Han , Sultan dır. Gazneli Mahmut sultan ünvanını kullanan ilk Türk hükümdarıdır.
Türk-İslam devletlerinde hükümdarlık sembolleri, İlk Türk devletlerindeki sembollere ilave olarak Hutbe ve Hilat te eklendi.
Sultanın erkek çocuklarına melik yada şehzade denilmekte olup Selçuklularda hükümdarın erkek çocukları şehirlere vali olarak gönderilirdi. Buna Atabeylik sistemi denir. Melik-Şehzade öğretmenlerine Atabey denir.

b-Saray : Türk-İslam devletlerinde saray 3 kısımdan oluşurdu. 1- Harem (Hükümdar ve ailesinin oturduğu bölüm)
2- Selamlık (devletin idare edildiği bölüm) 3- Enderun(Memurların yetiştirildiği okul bölümü)
Karahanlılarda saraya Kapu, Selçuklularda Dergâh ya da Bargâh denirdi. Sarayda birçok görevli bulunurdu. Bunların başında ise Hacip bulunurdu. Hacip Sultan ve Vezirden sonra en yetkili üçüncü görevli idi. Sarayda diğer görevliler ise
Hares Emiri (saray güvenlikçisi) , silahtar (Hükümdarın silahlarını korur) , Abdar(Hükümdarın Temizlik işleri) , Çaşnigir(Hükümdarın Yiyecek işleri) , Şarabdar(Hükümdarın içecekleri) , Camedar (Hükümdarın Elbiseleri) Candar (sarayı dışarıdan gelen sadırlara karşı korur) , Alemdar(Bayrak ve sancakları korur savaşa götürür.) , Emir-i Ahur(Sarayın atlarına bakar) , emir-i Şikar(Hükümdarın av işleri)

c-Hükümet: Hükümetin başında Karahanlılarda Yuğruş Gaznelilerde Hace-i Buzurg Selçuklularda ise Vezir vardı. Vezir Sultan dan sonra en yetkili kişidir. Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularda hükümet işleri Divan adı verilen dairelerde görülürdü. Türk-İslam devletlerinde belli başlı divanlar, görevleri ve en büyük görevlileri şunlardır.
1- Divan-ı Saltanat (Karahanlılarda Divan-ı Ali, Gaznelilerde Divan-ı Vezaret): Başkanı vezir olup devletle ilgili tüm işler burada görüşülür. Diğer divanların başkanları katılır.
2- Divan-ı Tuğra (Karahanlılarda Divan-ı Tuğra- Gaznelilerde Divan-ı Risalet) : Başkanı Tuğrai olup devletin tüm iç ve dış yazışmalarını yapar.
3- Divan-ı İstifa (Karahanlılarda Divan-ı İstifa- Gaznelilerde Divan-ı Vekâlet) : Başında Müstevfi olup Devletin her türlü mali işleriyle ilgilenir.
4- Divan-ı İşraf (Karahanlılarda Divan- ı İşraf ' Gaznelilerde Divan-ı İşraf) Başında Müşrif olup Teftiş divanıdır.
5- Divan-ı Arz ( Karahanlı-Gazneli de aynı): Başında Emir-i Arız olup Askeri işlerle ilgilenir.

3- Taşra Teşkilatı
Karahanlılarda eski Türk ikili idare sistemi bir müddet devam etmiştir. Ancak Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularda ülke Eyalet-Şehir-kasaba-Köy olarak idari birimlere ayrılmıştır. Eyaletleri Şıhne denilen askeri vali ile Melik adı verilen Hanedan üyeleri valiler yönetirdi. Askeri işlerden ise subaşı, Mali işlerden Amil yada imga, Adli işlerden Kadı yada Kadil Kudat, belediye işlerinden ise muhtesipler sorumlu idi. Şehirleri Amid adı verilen askeri valiler yönetirdi. Diğer yöneticiler Eyaletler ile aynı idi. Türk-İslam devletlerinde posta teşkilatına da önem verilmiş, ayrıca Berid adı verilen görevliler Taşradaki görevlileri kontrol eder, raporları merkeze gönderirdi.

4- Ordu Teşkilatı
Türk-İslam Ordusunun genel özelikleri
a- İlk Türk devletlerinde onlu askeri sistem uygulanmamıştır. b-Ordunun aslı yine Türklerden oluşmasına rağmen Türk İslam devletlerinde başka unsurlarda orduya alınmaya başlamıştır. c-Atlı birliklerin yanı sıra yayalarda kullanılmaya başlanmıştır.
d-Ok yay kılıç önemli silahlardır. e-Hükümdarlar ordu komutanıdır. F-Turan taktiği uygulanmıştır.
Karahanlılarda Ordu; a-Saray Muhafızları(Hükümdarı koruyan maaşlı askerler) b-Hassa ordusu (Asıl savaşan ordu olup maaşlıdırlar) c-Eyalet ordusu(Şehzade ve valilerin orduları) d-Gönüllü Türkmenlerden oluşurdu.
Gaznelilerde ordu; a-Gulaman-ı saray (Sarayı ve sultanı koruyan maaşlı askerler) b- Hassa ordusu (Türklerden oluşan asıl savaşan ordu olup maaşlıdır.) c- Eyalet Ordusu (Şehzade ve valilerin orduları) d- Ücretli askerler e-Gönüllülerden oluşurdu.
Selçuklularda Ordu ; a-Gulaman-ı Saray(Sarayı ve sultanı koruyan maaşlı askerler) b- Hassa ordusu(Süvari olup asıl savaşan ordudur.) c- İkta askerleri(İkta sistemiyle yetiştirilen askerler) d-Türkmenler(Akıncı birlikleridir) e-Bağlı devletlerin askerleri
f- Yardımcı Hizmet sınıfı(Mancınıkçı-Neftçi-lağımcı) oluşur.



C- OSMANLI KLASİK DÖNEM DEVLET TEŞKİLATI
1. Osmanlı Devlet Anlayışı
Osmanlı devlet anlayışı genel olarak Selçukluları örnek alarak oluşturulmuştur. Osmanlı devlet anlayışı 3 esas üzerine kurulmuştur. Bunlar ; a- Devlet-i Ebed Müddet (Devletin sonsuza kadar yaşatılması) b- Nizam-ı Alem(Dünya düzeninin sağlanması adalet ve barışın sağlanması) c- kanun-ı Kadim (Kamu hukuk kurallarının üstünlüğü , büyük kanunlar) dir.
Osmanlı devletinde tüm yönetim ve kanunlar Töre ve İslam dinine uygun olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında bazı hükümdarlar kanunlarda yapmışlardır. Fatih Sultan Mehmet (Fatih kanunnameleri ya da kanunname-i Ali Osman) ve kanuni Sultan Süleyman buna örnektir.

2. Merkez Teşkilatı
Osmanlı merkez teşkilatı Hükümdar-Saray ve Divan-ı Hümayun olarak sıralanmıştır.
a- Hükümdar: Osmanlı hükümdarları bey , Gazi , Hüdavendigar , Sultan, Han ve padişah unvanlarını kullanmışlardır. Osmanlı sülalesine Ali Osman denilmiştir. Ancak tahta çıkarken belli bir kural olmadığı için taht kavgaları yaşanmıştır. Bunu önlemek için Osmanlı Hükümdarları Veraset sistemine bazı yenilikler getirmişlerdir. Bunlar
1- I. Murat ''Ülke hanedanın ortak malıdır'' anlayışının yerine ''Ülke padişahın oğullarının malıdır'' anlayışını getirdi.
2- Fatih Kardeş Katli ilkesini getirdi.
3- I. Ahmet Kardeş Katli ilkesini kaldırarak Ekber ve Erşet(yaşı en büyük hanedan üyesinin tahta geçmesi) getirdi.
Padişahlar Cülus töreni ile tahta çıkar, Eyüp Sultan da kılıç kuşanırdı. Padişah Yasama-Yürütme-Yargı güçlerini elinde toplamıştır.
Padişahın erkek çocuklarına Şehzade denirdi. Şehzadeler 12 yaşlarında Lala(Padişah öğretmeni) adı verilen öğretmenler gözetiminde devlet tecrübesi kazanmak için illere(Sancak) vali olarak gönderilirdi. Bu sisteme Sancağa çıkma denir. Sancağa çıkma III. Mehmet döneminde kaldırılınca devlet yönetimi tecrübesi olmayan padişahlar başa geçti.

b- Saray: Saray hem padişahın devleti yönettiği hem de devlet işlerini yürüttüğü merkezdir. Osmanlı sarayı 1- Birun(Dış saray) 2-Enderun(İç saray ve devşirmelerin yetiştirildiği okul) ve 3-Harem(Hükümdarın özel hayatını geçirdiği bölüm)
Enderun da devşirmelerin yetiştirildiği Enderun mektebi bulunur. Devşirme; Hristiyan kökenli çocukların Türkleştirilip Müslümanlaştırılması demektir. Küçük yaşta alınan Hıristiyan kökenli çocuklar Anadolu da Türk ailelerin yanına verilir orada bir Müddet kaldıktan sonra çok zeki olanları Enderun mektebine alınırdı. Burada padişahın özel hizmetinde bulunan çocuklar daha sonra çeşitli görevler alarak saraydan çıkarlardı. Devşirmeler Vezir-i azamlığa kadar yükselmişlerdir. Özellikle Fatih devrinden itibaren devşirme kökenli devlet görevlisi sayısı artmış ve Türk kökenli devlet adamları ile devşirme kökenli devlet adamları arasında çekişmeler yaşanmıştır.
Enderun ayrıca her türlü devlet işlerinin görüşüldüğü yerdir. Hükümdar elçileri kabul eder, Divan toplantıları burada (Babüssaade) yapılırdı. Osmanlıda saraylar Topkapı , Edirne ve İbrahim Paşa sarayları önemli saraylardır.

c- Divan-ı Hümayun: Osmanlıda her türlü devlet işlerinin görüşüldüğü meclise divan-ı Hümayun denir. Osmanlılarda diğer Türk-İslam devletlerinden farklı olarak tek divan vardır. Divan-ı Hümayun Orhan Bey döneminde kurulmuştur. Fatih dönemine kadar Divana Padişah başkanlık ederken fatihten sonra Vezir-i azamlar başkanlık etmeye başladılar. Divan-ı Hümayun a en yüksek devlet görevlileri katılırdı. Divanda İlmiye, Kalemiye ve Seyfiye sınıfına mensup görevliler vardı.
1- Seyfiye: Asker kökenli Divan üyeleri olup Vezir-i Azam (Padişahın mutlak vekili, Padişahtan sonra en yetkili kişi günümüz başbakan benzeri) Vezirler (Veziri azamın verdiği görevleri yerine getirir. Günümüz Bakan benzeri) Yeniçeri Ağası (Yeniçeri askerinin komutanı, günümüz Kara kuvvetleri komutanı benzeri) kaptan-ı Derya (Donama komutanı günümüz Deniz kuvvetleri komutanı)
2- İlmiye: Medrese kökenli Divan üyeleri olup Yargı ,İfta(Fetva verme) ve Eğitim işleri ile uğraşırlardı. Kazasker (Yargı işerinden sorumlu en büyük hakim-yargıç idi günümüz Adalet Bakanı) Şeyhülislam (fetva verir , medreseleri yönetirdi.)
3- Kalemiye : Bürokrasi yani memur kökenli devlet adamları olup devletin mali ve yazışma işerlini yürütürdü. Defterdar (Tüm ekonomik-mali işlerden sorumlu idi. Günümüz Maliye bakanı) Nişancı (Devletin tüm yazışmalarını hazırlar padişahın Tuğrasını çekerdi.)

3- Taşra Teşkilatı
Osmanlı devletinde ülke Eyaletler(İllerin birleşmesi ile oluşur) sancak (il) Kaza (İlçe) ve köy şeklinde idari birimlere ayrılmıştır. Eyaletler; Saliyaneli(Yıllıklı olup Tımar sistemi uygulanmayan fakir Arap eyaletleridir.) saliyanesiz(Tımar sisteminin uygulandığı eyaletler) Bağlı hükümetler(Kırım-Eflak-Boğdan) ve Özel yönetimli eyaletler diye 4 ana gruba ayrılırdı. Eyaletlerin başında Beylerbeyi vardı. Eyaletlere bağlı Sancakları Sancak beyi, Kazaları kadılar Köyleri de Kethüda yönetirdi.
Tımar sistemi: Osmanlı devletinde bazı asker ve memurlar maaş verilmez, bunun yerine kişinin rütbesine göre toprak verilirdi. Sahib-i Arz denilen bu kimse toprakları çiftçiye kiralar elde edilen gelirler ile kendi ve yanında çalışanların maaşlarının ayırdıktan sonra geri kalanı ile asker beslerdi. Bu sisteme tımar veya Dirlik sistemi denir. Dirlik sistemi 3 gruba ayrılır. 1-Has: gelirleri 100000 akçeden fazla olan topraklar olup yüksek dereceli memur ve askerlere verilir. 2-Zeamet: Gelirleri 20000 ila 100000 akçe arası olan topraklar olup orta dereceli memur ve askerlere verilir. 3- Tımar: gelirleri 20000 akçeden az olan topraklardır. Düşük dereceli memur ve askerlere verilir.

4- Ordu teşkilatı
Osmanlı Ordusu 3 ana kısma ayrılır. a- Kapıkulu askerleri b- Eyalet askerleri c- Donanma
a-Kapıkulu askerleri . bunlar devşirme kökenli olup saray da yaşarlar 3 ayda bir Ulufe adı verilen maaş ve cülus bahşişi alırlar evlenmezler askerlik dışına başka meslekle uğraşmazlardı. Yayalar ve Süvariler olarak 2 kısımdırlar. Yaya ocakları şunlardır. 1- acemi Ocağı (devşirmelerin ilk geldiği ve diğer ocaklara asker yetiştiren ocaktır.) 2- yeniçeri Ocağı(Savaşlarda padişahı diğer zamanlarda sarayı koruyan askerlerdir.) 3-cebeci Ocağı(Silahların yapım ve onarımıyla görevli ocaktır.) 4- topçu Ocağı (Top döken ve savaşlarda kullanan ocaktır.) 5- Top arabacıları ocağı(Topları cepheye taşıyan ocaktır.) 6- Humbaracı Ocağı(El bombası havan topu yapan ocaktır.) 7-Lağımcı Ocağı (kale kuşatmalarında kalenin altına tüneller kazan ocaktır.) Süvariler ise şunlardır. Sipahiler-Silahtarlar-Sağ Garipler-Sol Garipler-Sağ Ulufeciler-Sol Ulufeciler
b-Eyalet askerleri: Osmanlı ordusunun en kalabalık ve en savaşçı bölümüdür. Taşlarda otururlar. Meslekle uğraşabilirler evlenebilirler kendi evlerinde yaşarlar. Eyalet askerleri, tımarlı sipahiler-Akıncılar-Gönüllüler-Beşliler-Azaplar-Yayalar-Müsellemler-Deliler şeklinde teşkilatlanmıştır.
c-Donanma:Deniz kuvvetleridir. Başında Kaptan-ı derya ulunur. Deniz askerlerine levent denir. Barbaros-Piri reis-Turgut reis-Kılıç Ali Paşa-Seydi Ali reis-Burak reis önemli denizcilerdir. İstanbul-Süveyş-Rusçuk-Gelibolu-Sinop-İzmit-Basra önemli tersanelerdir.

Ç- 17. ve 18. YÜZYIL OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI

1- XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devletinde meydana gelen değişmeler
Bu yüzyıllarda meydana gelen önemli değişmeler şunlardır.
a-Osmanlı devletinde 18. yüzyılda sadrazamın güçlenmesiyle Divan Toplantıları Bab-ıali de(sadrazam konağı) toplanmaya başladı.
b-Kalemiye sınıfı ve Reisülküttab önem kazandı. Önceki dönemlerde Nişancı ya bağlı bir memur olan Reisülküttab zamanla Hariciye(Dışişleri bakanı) haline geldi.
c- Lale devrinde ilk önemli ıslahatlar yapıldı.
d- 18. yy ıslahatları asıl III. Selim döneminde hız kazandı. Bu dönemde ilk daimi dış elçilikler açıldı. Nizam-ı Cedit ıslahatları adı verilen III. Selim ıslahatları, III. Selim in tahttan indirilmesi ile son buldu.

2-XIX. yy Islahatları
a- Bu dönemde en çok ıslahat yapan hükümdar II. Mahmut tur. II. Mahmut 1808 de Anadolu ve Rumeli ayanları ile Sened-i İttifak ı imzaladı. Böylece ilk kez Osmanlı padişahının yetkileri kısıtlandı.
b- II. Mahmut Yeniçeri ocağını kaldırarak yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye isimli Batı tarzında bir ordu kurdu.
c- İlk kez Seraskerlik makamı(Genelkurmay başkanlığı)kuruldu.
d- En önemli devlet görevlileri Sadrazam-Serasker-Şeyhülislam oldu.
e- Divan-ı Hümayun kaldırılarak yerine heyeti vükela (Bakanlıklar) kuruldu. Vezirlere Nazır, Kazaskere Adliye Nazırı, Reisülküttaba Hariciye Nazırı(Dış işleri bakanı) , Defterdara maliye Nazırı denilmeye başlandı.
f- Devlet memurlarının maaşları aylık olarak hazineden ödenmeye başlandı.

II. MAHMUT DÖNEMİ ISLAHATLARI
1-Sened-i İttifak: 1808 de II. Mahmut döneminde Vezir-i azam Alemdar Mustafa paşa nın katkıları ile Anadolu ve Rumeli ayanları ile Padişah II. Mahmut un imzaladığı bir anlaşma olup bu anlaşma ile Osmanlı da padişahın yetkileri ilk defa sınırlandırılmıştır.

2-II. Mahmut 1826 yılında Yeniçeri Ocağını kaldırarak yerine Batı tarzında Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında bir ordu kurdu. Tarihte Yeniçeri ocağının kaldırılması olayına Vakay-ı Hayriye denir.

3- Günümüz genelkurmay Başkanlığı yetkileri sahip Seraskerlik makamı kuruldu.

4- Divan-ı Hümayun ve Bab-ı ali kaldırılarak yerine Heyet-i Vükela yada Nezaretler(nazırlık yani günümüz manasında bakanlıklar) kuruldu. Kubbealtı vezirliği tamamen kaldırıldı.Divan üyeleri; Sadrazama başvekil(başbakan) Kazasker (adliye nezreti=Adalet bakanı) , Reisülküttab (Hariciye nezareti=Dışişleri bakanı) Yeniçeri ağası(yeniçeri ocağı kaldırıldığı için yerine seraskerlik=Genelkurmay) , Sadaret Kethüdası(Dahiliye Nazırı=İçişleri Bakanı) , Defterdar (Maliye nazırı=Maliye Bakanı) oldu.Vezirlere (Nazır=Bakan) ,Kaptan-ı Derya (Bahriye Nazırı-Deniz Kuvvetleri komutanı) , Şeyhülislam ise Osmanlı Devleti yıkılıncaya kadar aynı adla devam etmiştir.

5-Devlet işlerinin kolaylaştırılması için yeni meclisler kuruldu. Askeri işler için Dar-ı Şuray-ı Askeri, Adalet işleri ve kanun yapmak için Meclis-i Ahkâmı Adliye ve yönetim işleri için Dar-ı Şuray-ı Bab-ı Ali meclisleri oluşturuldu.

6- Taşra teşkilatında ise tımar sistemi kaldırıldı ve tüm asker ve memurlara maaş bağlandı. Mahalle ve köy muhtarlıkları kuruldu. İç güvenliği sağlamak için redif adı verilen ordu kuruldu.
TANZİMAT DÖNEMİ ISLAHATLARI
1- Tanzimat Fermanı: 1839 da Abdülmecit in hükümdarlığı döneminde sadrazam Mustafa reşit Paşa nın katkıları ile ilan edilen bir fermandır. Gülhane Parkına okunup ilan edildiği için Gülhane Hatt-ı Hümayun da denir. Bu fermanla Osmanlı halkına bazı haklar verilmiştir. Tüm Osmanlı tebaası(Halk) eşit sayılmıştır. Tanzimat fermanı ile Osmanlı hızlı bir batılılaşma sürecine girmiş ve bu dönemde yapılan ıslahatlara Tanzimat ıslahatları denir.

2- Islahat Fermanı: 1856 da Kırım savaşı sonrası Batılı ülkelerin Azınlıkları bahane ederek içişlerimize karışmalarını engellemek için Abdülmecit in hükümdarlığı döneminde yayımlanan bir fermandır. Bu fermanla azınlıklar geniş haklara kavuşmuştur.

3-Tanzimat döneminde Padişahtan sonra en yetkili devlet görevlileri Serasker, Sadrazam ve şeyhülislam olmuşlardır.

4- 1868 de Şura-yı Devlet (Danıştay) ve Divan-ı Ahkâm-ı adliye(Yargıtay kuruldu.)

5- Taşra teşkilatında 1840 Nizamnamesi çıkarıldı. Bu nizamname ile ülke Eyalet (yöneticisi Müşir) , Sancak(yöneticisi kaymakam) , Kaza(yöneticisi seçimle Kaza Müdürü) ve köy(Yöneticisi Muhtar) olarak bölümlere ayrıldı. İlk kez Eyalet ve sancak genel meclisleri açıldı. Daha sonra 1867 ve 1871 Nizamnameleri çıkarıldı. Nahiye(Bucak) adı verilen yeni bir taşra yönetim birimi Oluşturuldu

MEŞRUTİYET DÖNEMİ YENİLİKLERİ
1- Meşrutiyet: Hükümdarın yanında meclis açılarak halkın kısmen yönetime katıldığı devlet idare şekline meşrutiyet denir. Osmanlı devletinde 1876 da II. Abdülhamit in hükümdarlığı döneminde Mithat paşa nın katkıları ile I. Meşrutiyet ilan edildi. Meşrutiyetle birlikte Kanun-ı Esasi (ilk Anayasamız) ilan edildi ve 1877 de seçimler yapılarak Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan adında 2 meclis açıldı. Mebusan ve Ayan Meclisleri Şuray-ı Devlet tarafından hazırlanan kanunları görüşür ve padişahın onayı ile kanunlar yürürlüğe girerdi. Hükümeti ve Bakanları da bu iki meclis seçer, padişahın onayı ile de hükümet kurulurdu.
KANUN-I ESASİ
1876 de ilan edilen anayasadır. Bu anayasanın amacı özgürlükleri artırarak Osmanlı devletinin dağılmasının önlenmek istenmesidir. Kanun-ı Esasi yi Mithat Paşa önderliğinde Şura-yı Devlet hazırlamıştır. Toplam 119 maddeden oluşmuştur.

MECLİS-İ MEBUSAN
Üyeleri halk tarafından seçilen meclistir.4 yıllığına seçilir. Çalışmalarını açık oturumlarla yapar. Padişah meclisi kapatabilirdi. Toplam 115 mebus(vekil vardır.)

MECLİS-İ AYAN
Üyeleri Padişah tarafından ömür boyu seçilir. Asker, bürokrat ve ulema sınıfından oluşur. Çalışmalarını kapalı oturumda yapardı. Toplam 26 ayan vardır.






ŞURA-YI DEVLET
Padişahın ataması ile oluşan 28 Kişilik bir kurul olup Meclislerin teklifi ile kanun-ı Esasiye aykırı olmamak kaydıyla Kanun hazırlar, kanunlar önce Meclis-i Mebusan daha sonra Meclis-i Ayan da görüşülür ve Padişahın onayı ile yürürlüğe girerdi.

2- 1877'78 Osmanlı-Rus savaşı (93 Harbi) sebebiyle II. Abdülhamit Kanun-ı Esasinin kendisine verdiği yetki ile 1878 de Kanun-ı esasi yi
Yürürlükten kaldırdı ve Meclis-i Ayan ve Meclis-i mebusanı kapattı.
Meşrutiyet isteyen Osmanlı aydınlar Genç Osmanlılar (Jön Türkler) adı
Verilen bir örgüt kurarak II. Abdülhamit e karşı muhalefete geçtiler. Bu
Örgüt zamanla İttihat ve Terakki Partisi adını aldı.

3- 1908 yılına kadar II. Abdülhamit ülkeyi saltanatla yönetti. Ancak İttihat ve
Terakkinin başlattığı muhalefet zamanla isyana dönüştü. 1908 de Niyazi
Bey ve arkadaşları meşrutiyet isteyerek ayaklandı ve 1908 de II. Abdülhamit
Kanun-ı esasiyi tekrar yürürlüğe koydu. Meclisler tekrar açıldı. 1908 de
İttihat ve Terakki partisi yapılan seçimleri kazanarak mecliste çoğunluğu elde etti. Ancak II. Abdülhamit 1909 da tarihimizde 31 Marta olayı denilen bir isyan hareketiyle tahttan indirildi ve yerine Mehmet Reşat Padişah yapıldı. 1913 te Enver Paşa önderliğinde İttihatçılar Bab-ı ali Baskını adı verilen olayla Meclis-i Mebusan ı basarak muhalefeti yok ederek idareyi ele aldı. Bab-ı Ali Baskınından sonra Padişahların hiçbir yetkisi kalmadı. Talat Paşa-Enver Paşa ve Cemal Paşa devleti 1918 I. Dünya savaşı sonrasına kadar yönetti. Savaştan sonra İttihatçılar öldürüldü ya da sürüldü. 1918'1922 arası Hürriyet ve İtilaf Fırkası ülkeyi yönetti. (En meşhur Hürriyet ve İtilaf partili Damat Ferit Paşa dır.). II. Meşrutiyet döneminde 1908'1912'1914 ve 1919 da olmak üzere 4 tane seçim yapılmıştır.

CUMHURİYET DÖNEMİ

I. Dünya savaşı sonrası Osmanlı Devleti 1918 de İmzalanan Mondros Ateşkes anlaşması ile fiilen tarihi karışmıştır. Ancak Osmanlı devletinin resmen yıkıldığı tarih 1 kasım 1922 de saltanatın Kaldırılması iledir.
19 Mayıs 1919 da Atatürk ün Samsun a çıkmasıyla Türkiye Devletinin temelleri atıldı. Amasya genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri ile bu gidişat hızlandı. Cumhuriyet döneminde başlıca gelişmeler şunlardır.

1- 23 Nisan 1920 de TBMM açılarak Milli Egemenliğe ilk adım atıldı.

2- 1921 de Teşkilatı Esasiye (1921 anayasası ) kabul edildi. (Türkiye devletinin ilk anayasası olup, sırasıyla 1921'1924'1961 ve 1982 anayasalarını kullandık). 1921 Anayasasının genel özellikleri şunlardır.
A- savaş dönemi anayasasıdır. B- 24 maddelik kısa bir anayasadır. C-Meclis hükümeti sistemi vardır. Yani hükümet üyelerini meclis seçer herhangi bir parti yoktur. (Ancak Mustafa Kemal in önderliğindeki Müdafaa-i Hukuk grubu vardır.) D- Güçler Birliği esası vardır. Yani devletin temelini oluşturan Yasama(Kanunları yapma)-Yürütme(Yapılan Kanunları uygulama) ve yargı(Yasalara uymayanların cezalandırılması) gücünün tek elde toplanması TBMM de toplanması demektir. Güçler Ayrılığı ise Yasama-Yürütme ve Yargının ayrı kurumlarda toplanmasıdır. Güçler birliği sadece 1921 Anayasasında vardı. 1924'1961'1982 anayasalarında ise Güçler ayrılığı esası vardır. Günümüzde Yasama-Yürütme ve yargı birbirinden ayrıdır. Yasamayı TBMM, Yürütmeyi Cumhurbaşkanı-Başbakan-Bakanlar Kurulu ver tüm bürokrasi, Yargıyı ise bağımsız mahkemeler yerine getirir.

3- 1924 Anayasası kabul edildi.(Bu anayasada Güçler ayrılığı esası var , İlke ve İnkılap anayasasıdır.)

4- 1928 de Anayasamızda bulunan ''Türkiye nin dini İslam'dır.'' Maddesi anayasadan çıkarıldı.

5'1937 de Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, İnkılapçılık ve Laiklik temel Atatürk ilkeleri anayasamıza girmiştir.

6- Cumhuriyet döneminde ilk siyasi partilerde kuruldu. TBMM de Atatürk başkanlığındaki Müdafaa-i Hukuk grubu Cumhuriyet Halk Fırkası adını alarak Türkiye nin ilk siyasi partisi oldu. Daha sonra 1924 te Kazım Karabekir ve arkadaşları Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdular ancak bu parti Şeyh Sait İsyanı ile kapatıldı. 1930 da Ali Fethi Okyar tarafından kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası da Menemen Olayı Dolayısıyla kapatıldı. Bundan sonra 1945 ya kadar Türkiye de tek parti CHP iktidarı yaşandı. 1945 den sonra tekrar çok partili rejime geçildi.
7- 1934 te kadınlara da Seçme ve seçilme hakkı verilerek kadınlarında siyasal hayata katılmaları sağlandı.



NİZAM-I CEDİT

         NİZAM-I CEDİD

Osmanli Devletinde 18.yy’ın sonunda, askerî ve idarî sahalardaki düzensizliklere çare bulmak için yapilan tesebbüslerin tamamı. Ayrıca, Avrupa usulleriyle meydana getirilen talimli orduya verilen isim. Bu terim, ilk defa Fazil Mustafa Pasa tarafindan, sadrazamlığı esnasında, maliyede yapılan bazı yenilikler için kullanılmıstır. Daha sonra Sultan III. Selim Han (1789-1807) devrinde de, anlaşılan manâda kullanılmaga baslanmıstır. Ancak, Nizâm-i Cedid, genis ve dar manâda olmak üzere iki sekilde tarif edilmistir. Dar manâda; Sultan Üçüncü Selim Hân devrinde, Avrupai tarzda yetistirilmek istenen askeri; genis manâda ise; yine aynı padişah devrinde devlet teskilâtının bütününde yapılmak istenilen yenilikler olarak bilinmektedir. Bu tariflerden ikincisi daha doğru olarak kabul edilir.

 

Sultan III.Selim

18.yy boyunca devam eden askeri başarısızlıklar, bunları takib eden günlerde ıslahat layihalarının verilmeleriyle neticelenirdi. Bunların içinde, Halil Hamid Pasa'nın askerlik sahasındaki nizâmnâmesi en önemlisidir. Sultan III. Selim'in tahta çıkışına kadar asagı yukarı yüz sene kadar devam eden ıslahat hareketlerinin bir merhalesini teskil eden Nizâm-i Cedid fikri, tamamen bu padisahın sahsına bağlanır. Gerçekten sehzadeliği ve veliahtlığı esnasında devletin içinde bulunduğu durum için yapılan ıslahat tesebbüslerini yakından takip etmistir.

Nizâm-i Cedid hareketi, Sultan III Selim'in tahta çıkışıyla beraber belli bir tertib içinde uygulanmağa başlandı. Böyle yeni bir sistemin konulmasi için, öncelikle bazı yönlerden örnek alınacak Avrupalıların ilerlemesinin sebeblerinin incelenmesi ve devlet adamlarıyla âlimlerden tesekkül edilecek bir danışma meclisinin kurulması icab ediyordu. Padişah, meşveret (danışma) meclisi teşkiliyle, yeni fikrin, bir sahsın değil, devletin malı olması gayesini güdüyordu. Islahat için 22 devlet adamından, bu konudaki düsüncelerini açıklayan birer rapor hazırlamalarını istedi. 22 kişinin ikisi Avrupali idi. Bunlardan Bertrauf Osmanli Ordusu'nda çalısan bir subay, digeri ise Isveç konsoloslugunda çalısan D'Ohosson idi. Türk devlet adamlarının belli başlıları ise, Sadrazam Koca Yusuf Pasa, Veli Efendizâde Emin, Defterdar Serif Efendi, Tatarcık Abdullah Efendi, Çavuşbaşı Efendi ve tarihçi Enver Efendi idi.

 

Nizam-ı Cedid Avrupa usullerine göre yetişiyordu

Diger taraftan Ebu Bekir Râtib Efendi, o devir için Avrupanın güçlü devletlerinden olan Avusturya'nın başşehri Viyana'ya sefaret vazifesiyle gönderildi. Gönderilen bu elçiden, Avusturya'nın bütün müesseselerini incelemesi ve rapor etmesi istendi. 8 aylık bir seyahat neticesinde yazılan bu sefaretnâmede, alınması gereken başlıca tedbirler şu maddeler içinde özetlenebilir: 1. Hazinenin dolu ve düzenli olması, 2. Askerin itaatli olması, 3. Devlet adamlarının dogru ve sadık kimseler olması, 4. Halkın refah ve himayesinin temini, 5. Bazı devletlerle ittifak anlasmalarının yapılması.

Ebu Bekir Râtib Efendi'ye göre, örnek seçilecek bir devletin askerî kanunları ve nizamları iktibas edilerek, kendi bünyemize uydurup, ihtiyacımıza cevap verecek bir Nizâm'i Ccdid ordusunun kurulması gerekiyordu. Padisahın düsüncelerine tesir eden bu sefaretnâme, Nizâm-ı Cedid programının hazırlanmasının bir safhasını teşkil ediyordu.

Kendisinden önceki padisahların, ıslahat hareketlerindeki düsüncelerinden faydalanmasını bilen Sultan III.Selim Hân, Sultan III. Ahmed Hân devrinde yapılmak istenilen ıslahatın, devlet adamlarından gizli olmasının zararlarını gördügünden, devlet adamları ve âlimleri yanına çağırarak, onların düsüncelerinden faydalanma ve memleketlerin durumunu daha iyi tahlil etme imkânını ele geçirmek istedi. Ancak layihaları kaleme alan kimselerin askerlik sahasında tecrübe sahibi kisiler olmaması, köklü tekliflerin gelmesine mâni oldu.

Verilen layihalar, baslica üç görüs üzerinde toplanıyordu: 1. Ordunun, Kanunî Sultan Süleyman Kanunları'na göre ıslah edilmesi. 2. Sultan Süleyman Kanunları'na, Avrupa nizamlarını tatbik ederek yeniden ordu teskili, 3. Yeniçeri Ocağı tamamen kaldırılarak, Avrupa usûllerine göre yeni bir ordunun kurulması, üçüncü düsüncede olanlara göre, devletin eski kanunları ihtiyaca cevap veremez hâle gelmis, Yeniçeri'ye fesad karısması da ordunun bozulmasına sebep olmustu. Çiftçi, esnaf gibi meslek sahiblerinin, bir yolunu bularak birer Esamî ele geçirmeleri de bunları esnaflıkla Uğraşan kişiler hâline getirmişti. Bu sebeblerden dolayı Yeniçeri Ocağı'nı bir tarafa bırakarak, tamamen Avrupa usulleriyle yeni bir ordu kurulmalıydı.

Sultan III. Selim Hân, bu fikirlerden üçüncüyü seçti. Programın uygulanması için tertib edilen heyetin başına, İbrahim İsmet Bey gibi dirayetli bir sahsı getirdi. Bu zat, işin başlangıcında olabilecek tehlikeleri dile getirmisti. Islahat heyetinin hazırladığı program, yetmişiki maddeden meydana geliyordu. Öncelikle askerlikle ilgili maddelerin tatbikatına geçildi.

Yeniçeri Ocaği'nın birdenbire kaldırılmasının devlete vereceği zararın ortada olduğundan, bu ocağın ıslah edilmesi sırasında yeni ordunun kurulması çalışmalarına başlandı. Yeniçeri Ocağı'na haftada birkaç gün mecburî talim konuldu. Humbaracı, Topçu lağımcı ve Top arabacı ocaklarının yeni kanunnâmeleri hazırlandı. Bunlar ordunun teknik sınıflarını teşkil edeceklerdi.

Yeni ordunun teskili ise, Sadrâzâm Koca Yusuf Paşa'nın Ziştovi ve Yaş ândlaşmalarından sonra cepheden Istanbul'a dönmesi ile baslar. Sadrâzâmın Avrupa'dan subay da getirmesi, talimli piyade askerinin teskilini hızlandırdı. Padişah bu ordunun Yeniçeriler' den bağımsız ve genç Yeniçerilerin buraya alınmasını istiyordu. Ancak bunun mahzurlarının olması, yeni ordunun Bostancı Ocagı'na bağlı, onikibin mevcudlu ve örnek bir ordu gibi teskili yoluna gidildi. Levend çiftliği Kanunnâmesi ile yeni ordunun kadroları ve diger meseleleri açıklanmıs oluyordu.

Nizâm-ı Cedid ordusunun kurulusunda ortaya çıkan diger bir problem de, halkın, özellikle Yeniçeri Ocağını benimsemesi, böylelikle meydana gelecek zararı önlemekti. Zararı önlemek içinde halk arasında muteber olarak bilinen devlet adamlarından faydalanma yoluna gidildi. Yapılan propaganda da, yeni ordunun Istanbul'da Rus tehlikesine karşı muhafaza için kuruldugunu, Istanbul'a karşı bir tehlike esnasında Anadolu ve Rumelide dağılmıs olan, çiftçilikle uğraşan askerin geç gelmesinin doguracağı tehlikeler anlatıldı. Pek tesirli olmamakla beraber yapılan propaganda neticesi, ilk andaki tepkiler önlenmis oldu. Sessizlikten istifade etmek isteyen devlet, Anadolu'da asker yetiştirme hareketine girişti. Bu harekette, Karaman Valisi Kadı Abdurrahman Paşa ile Amasya Sancakbeyi Cabbarzade Süleyman beyin gayretleri semeresini verdi. Ancak Yeniçeri Ocağına talim mecburiyeti konması, hariçden Esamî satın alarak ulufeye kaydolanların işine gelmemesi ve ocak içinde usulsüz aidat toplayanların, kanunnâme ile engellenmesi, çıkarcıları zor duruma soktu. Yapılan karşı propaganda neticesi önce Yeniçeriler talime çıkmamaya basladı, sonra da Nizâm-i Cedid' e kaydolanların dağılmaları, devlet adamlarına Nizâm-ı Cedid'in sadece orduda uygulandıgını anlatmıs oldu. Bu esnada Levend'den baska Üsküdar'da Kadı Abdurrahman Paşa'nın askerlerinden tesekkül eden yeni bir ordu tesis edildi.

Nizam-ı cedid askeri giyinişi

Nizam-i Cedid ordusunun kurulmasının yanı sıra Tophane, Tersane ve Mühendishane'nin de yeniden organizasyonuna baslandı. Tophane mensupları elenerek yenilendi, Avrupa'dan top döküm ustaları getirilerek yeni ve kuvvetli top imalâtına baslanıldı. Çok ihmâl edilmis olan donanma ve tersanenin islahatına girişildi ve bu konu, Küçük Hüseyin Pasa'ya verildi. Alınan tedbirler neticesinde donanma her yönden güçlendi. Fennî egitimde tahsil ve terbiyenin ilerlemesi için, 1773' de açılan Mühendishâne-i Bahri-i Hümâyûn genisletilerek, Teknik üniversite mahiyetindeki Mühendishâne-i Bahri-i Hümâyûn, 1794'de kuruldu. Bu okullarda, genis ölçüde yabancı ögretmenlerden faydalanıldı. Okulların kitap ihtiyacını karşılamak için de Üsküdar matbaası yeniden tesis edildi.

Yapılan degisiklikler, devlet bütçesine agır yük getiriyordu. Yükün kaldırılması için, sadece Nizâm-i Cedid'in giderlerini karşılayacak Irad-ı Cedid denilen yeni bir hazine kuruldu. Ayrıca Irad-ı Cedid, ileride meydana gelebilecek harplerin giderlerini de karsılayacaktı, îkiyüzbin kese degerinde olacak bu hazinenin gelir kaynaklarını, Rüsum-i Zecriye denilen tütün, içki ve kahveden alınan vergilerle, mahlûl mukataalardan alınan vergi ve her sene yenilenen beratlardan alınan vergiler teskil ediyordu. Hazinenin hesaplarını görmek için de talimli asker nâzin, Irad-ı Cedid Defterdari tayin edildi.

Nizâm-i Cedid hareketi, askeri sahadaki yeniliklerin yani sıra idarî, siyasî ve ticarî sahalarda aynı istikamette bir takim tesebbüsleri beraberinde getirdi. İdarî sahada, Anadolu ve Rumeli, 28 vilayete bölündü ve vezir sayısı buna uygun hâle getirildi. İdareciligi menfî olan ve ehliyetsiz kişilere vezirlik verilmemesine dair Kanunnâme çıkarıldı ve tayinlerin yapılması hakki Padisah ve Sadrazama verildi. Vezirlerin memuriyet süresi, en az üç, en çok bes yıl arasında sınırlandırıldı. Kadıların durumu, tımar nizâmnâmesi düzenlenerek, yapılacak muamelelerin kanunnameye uygun olmasına dikkât edildi.

Osmanli Devleti'nin iktisadî, idarî, siyasî sahalarında yapılan yenilik ve Islâhatlar, yapılan menfi propaganda, içteki ve dıstaki basarısızlıklar sebebiyle istenilen neticeyi veremedi. Islahatlari tatbik edenler arasında, padisaha tam olarak itaat edenlerin sayısının az olması da başarısızlıkları getirdi. Harici düsmanlar yapılan savaşlar, Arabistan'da Vehhabî, Mora'da Rum, Balkanlar'da Sırp isyanları ile diger küçük çaptaki isyanları bastırmakta güçlükle karşılanılmasının suçu, devamlı Nizâm-ı Cedid askerine yüklendi. Yeniçeri Ocağı mensublarının da Nizâm-i Cedid askerinin çoğalmasıyla kendi maaşlarının ellerinden gideceği korkusu, cephe almalarına sebeb oldu. Fransa'nın Osmanlı Devleti aleyhine cephe alıp, Istanbul'daki Fransız sefirinin el altından Yeniçerileri, "maaslarınız alınıp, devlet ileri gelenlerine dagıtılacaktır" seklindeki tahrikleri de etkili oldu. Bu hareketin basarısızlığında bazı kötü tesadüflerin, korkak ve müsrif devlet adamlarının da tesiri oldu. Devlet bütçesinden yapılan masrafların artması, hileli sikke kesilmesi veya yeni yeni vergilerin konulmasına bağlı olarak, esya fiyatları arttı. Tasrada vergi tahsildarlarının suistimalleri, halka büyük sıkıntı getirdi. Bu sebeblerden, yeniliğe karşı olan unsurlar, Nizâm-i Cedid'i yıkmak için fırsat arar hâle geldiler.

 

1794-1799 yılları arası Nizam-ı cedid askeri için yapılan Selimiye Kışlası

Napolyon'un Mısır seferi sırasında Akka Kalesi'nin önündeki savaşta başarı kazanan Nizâm-i Cedid ordusundan, Sırp isyanlarına ve Rusya ile savas tehlikesine karsi faydalanılmak istendi ve ordu Rumeline geçirildi. Ancak bu durumdan süphelenen Rumeli ayanına, ordunun Sırp isyanını bastırmakla vazifeli oldugu ilân edildi. Fakat, Sadrâzâm Ismail Pasa'nın ve yeniliğe muhalif olanların Rumeli ayanı ve Yeniçerileri tahriki, olayların baslangıcı oldu. İlk hadise Tekirdag'da meydana geldi. Burada kurulacak Nizâm-i Cedid ordusuna dair fermanı okuyan kisiyi yeniçeriler öldürdüler. Askeri Edirne'ye götüren Kadı Abdurrahman Pasa'ya mukavemet edilmesi, iç harp tehlikesi derecesine ulastı. Ingiliz donanmasının Istanbul'u yakmakla tehdit ettigi ve düsmanın sınırlara asker yığdığı sırada böyle bir isyanın baslaması, devletin selâmeti açısından kötü neticeler doğuracağı aşikardı. Bu sebeble III. Sultan Selim Hân, Abdurrahman Paşa'yı geri çağırdı. Arzu edilen neticenin aksine, muhaliflerin taşkınlıklarını artırmaktan baska bir işe yaramadi. Zira yenilik düsmanlarının şimarmalarına sebebiyet verilmisti. Istanbul'da Bogaz yamaklari isyan etti.

Edirne'deki hadiseden sonra merkezde yapılan degisiklikler, fayda yerine zarar getirdi. Tayinlerle, görünüşde Nizâm-i Cedid taraftarı olanlar, makam sahibi oldular. Ordunun da Istanbul'da bulunmayışını fırsat bilen Yeniçeri ve yenilik muhalifleri, Nizâm-i Cedid'i ortadan kaldırmaga karar verdiler. Bu karardan habersiz. olan padişah. Bogaz yamaklarını Nizâm-i Cedid'e dahil etmege çalışıyordu. Köse Musa Paşa ise el altından haber göndererek, bu askerleri; "Eger, Nizâm-i Cedid elbisesi giyerseniz dinden çıkarsınız, giymezseniz ocaktan atılırsınız. Belki de Nizâm-i Cedid sizi öldürecek" diye tahrik ediyordu. Tahrikler sonucu 26 Mayıs 1807 tarihinde Büyükdere çayırında toplanan Yeniçeriler isyanı başlattılar. Başlarına reis olarak seçtikleri, Kabakçı Mustafa denilen serkeş de Istanbul halkına, yaptıklari işin mukaddes bir hareket oldugu yolunda propaganda yaptı.

Bu esnada Kaymakam Köse Murad Paşa, bir taraftan Padisah'a isyanı önemsiz gibi gösterirken diger taraftan, isyancıları bastırmaya hazırlanan Topçu ocağına, karşı gelmemelerini emreden haberi gönderiyordu. Böylelikle isyan programı düzenli olarak tatbik edilmeye başlandı. Isyancılar Et Meydanı'nda (Aksaray semti) toplandıktan sonra, devlet adamlarının içinde bulunan Nizâm-i Cedid muhalifleriyle anlaştılar. Padişah durumdan haberdar olduğunda iş işten geçmişti. Isyanın bastırılması için Nizâm-i Cedid'in kaldırıldığına dair bir ferman yayınladıysa da, asiler bu defa da, padişahtan on bir kişinin kendilerine teslimini istediler.

Kendisine onbir kisinin isimlerinin listesi verildiginde çok üzülen padişah, bütün bunlara sebeb, kendi yumuşak huyluluğu oldugunu söylemiştir. Kan dökülmemesi için asilerin istekleri kabul edildi. Asiler verdikleri listede olan kisileri birer yolunu bulup katlettikten sonra iş bununla bitmeyerek, yeni bir istekle ortaya çıktılar. Sıra nihayet Nizâm-ı Cedid'in mimarı olan Sultan III. Selim'e geldi ve bu padişah iyi huyluluğu, şefkati ve temiz ahlâkı yüzünden şehit edildi. isyanın neticesinde de memleket, Avrupa'ya yetişmek yolunda uzun bir süre geri bırakılmıs oldu.

 


Osmanlı Padişahlarının Hususiyetleri

1. Osman Gazi' den İkinci Murad' a kadar ilk altı hükümdar Bursa' da ve ondan sonrakiler de İstanbul' da medfundur. Yalnız son padişah altıncı Mehmed Vahideddin' in mezarı Şam' da ve son halife Abdülmecid' in kabri de Medine' dedir.

2. Osmanlı tarihinde en çok yaşayan hükümdar 78 yaşında vefat etmiş olan Orhan Gazi, en çok yaşayan ikinci padişah da 75 sene 4 ay 19 gün yaşadıktan sonra 76 yaşının içinde vefat eden İkinci Abdülhamid' dir. En genç vefat eden padişah da 17 sene 6 ay, 18 gün yaşadıktan sonra 18 yaşının içinde şehit edilmiş olan ikinci ( Genç) Osman' dır.

3. Cülus yaşı bakımından en ihtiyar padişah 65 yaşında tahta çıkmış olan Beşinci Mehmet Reşat, en genci de 7 yaşında tahta çıkan Dördüncü Mehmed' dir.

4. Osmanlı tarihinde 16 hal va' kası vardır. Ama 15 padişah hal' edilmiştir. Bunun sebebi, Birinci Mustafa' nın ikinci defa hal' edilmiş olmasıdır. İkinci Murad' la Üçüncü Ahmed' in hal' leri de " feragat" şeklindedir. Son padişah Altıncı Mehmed Vahidüddin' in hal' i ise saltanatın ilgasından dolayıdır. Hilafetin ilgası hakkındaki kanunda son halife Abdülmecid' in de hal' edilmiş olduğundan bahsedilmekte ise de, onun saltanat sıfatı olmadığı için yekune dahil edilmesi doğru değildir.

5. Osmanlı padişahlarından Murad- ı Hüdavendigar harp meydanında şehit edilmiş. Fatih' te İkinci Bayezid zehirlenmiş, Genç Osman' la Üçüncü Selim ve Sultan Abdülaziz şehit edilmiştir.

6. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sırasında Sina çölünü ordusu ile 13 günde geçmiştir. Aynı çöl Birinci Dünya Savaşında devrin teknolojisi ile ancak 11 günde geçilebilmiştir.

7.Padişahların 22' si şair, 12' si hattat, 8' i bestekar idi. Biri kuyumcu biri de ok ustası idi.

8. Osman Gazi' den Kanuni' ye kadar ılk on padişah ordu başında ve fiilen Başkumandan olarak bütün seferlere iştirak etmişlerdir. Sarayından ayrılmayan ilk padişah İkinci Selim' dir. Ondan sonra yalnız Üçüncü Mehmet, İkinci Osman, Dördüncü Murat, Dördüncü Mehmet ve İkinci Mustafa harbe gitmiş, diğerlerinden bazıları ordu ile beraber hareket etmişlerse de harp meydanlarına gitmemişlerdir. Bu vaziyete göre fiilen harp etmiş Osmanlı padişahları on beşten ibarettir.

9. Osmanlı tarihinde en uzun saltanat Kanuni' nin miladi takvim hesabı ile 45 yıl, 11 ay, 7 gün süren devri ve en kısa saltanatta Beşinci Murad' ın 93 günden ibaret saltanatıdır.

10. Osmanlı Devleti' nin azami genişleme nisbeti Dördüncü Mehmed devrine rastladığı gibi, küçülmeye başlaması da aynı döneme rastlamaktadır.

11. Osmanlı tarihinde yedi padişahın ölümü bir müddet gizli tutulmuştur. Bunun sebebi, valilikte tecrübe gören halefleri payitahta (başkent) gelip tahta çıkıncaya kadar yeniçerilerin kargaşalık çıkarmalarına meydan bırakmamaktadır. Bu yeni padişahtan Çelebi Sultan Mehmed' in ölümü 41 gün, İkinci Murad' ın 12-16 gün, Fatih' in 1 gün, Yavuz' un 9 gün, Kanuni' nin 48 gün, İkinci Selim' in 7 gün ve nihayet Üçüncü Murad' ın ölümü de 11 gün gizli tutulmuştur.

12.Sultan Üçüncü Mehmed Hazret-i Peygamberin (s.a.v.) adı her anıldığında saygıdan dolayı ayağa kalkardı.

13. Murad Hüdavendigar, Kosova' da şehit olurken son sözleri olarak şöyle demişti:

" Sakın esirleri incitmeyiniz. Ben artık sizleri ve muzaffer ordumuzu Allah' a emanet ediyorum."

14. Cülus denilen taht'a çıkma törenlerinde protokol subayı padişahın yüzüne karşı şöyle bağırdı:

- Mağrur olma padişahım!

Senden büyük Allah var.

15. Ortaçağda Avrupa da soykırıma maruz kalan Museviler, Sultan Beyazıt tarafından İstanbul' a getirilip yerleştirilmiş ve kendilerine iş sağlanmıştır.

16. Sultanahmet Camii temeli atılırken devrin padişahı 1. Ahmet, altın bir kazma ile terleyinceye kadar kendisi bizzat çalışmıştır.

17. Sultan Aziz devri sadrazamlarından Ahmet Esat Efendi (1828-1887) dürüst ve çok kanaatkar bir devlet adamıydı. Yunanca, Almanca, Fransızca ve İngilizce bilen bu büyük insan o kadar kanaatkar ki maaşını 200.000 kuruştan 50.000 kuruşa düşürmüş, diğer devlet adamlarının maaşlarını da aynı oranda indirerek devlet bütçesinde önemli bir tasarruf sağlamıştır.

18. Fatih Sultan Mehmet Han' ın, vefat etmesi üzerine, Osmanlı tahtına çıkan 2. Bayezid' in hükümdarlığını kabullenemeyerek isyan bayrağını açan kardeşi Cem Sultan' ın ağabeyine:

Sen bister-i gülde yatasun şevk ile handan

Ben kül döşenem külhan-ı mihnette sebep ne?

Diye başlayan sitem dolu bir mektup yazması üzerine, ağabeyi Sultan 2. Bayezid' in de:

Çün ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet

Takdire rıza vermeyesün böyle sebep ne?

Haccü' l- Harameynüm diye ben davi kılursun

Bu saltanat-ı dünyeviye bunca talep ne?

19. Dünyada ilk standartlar: Sultan İkinci Bayezit tarafından 1502 yılında yürürlüğe konan " Kanunname-i İhtisab-ı Bursa" ( Bursa Belediye Kanunu) dünyanın bilinen ilk standartlarının vesikasıdır.

20. İçi yivli toplar: Yavuz Sultan Selim Han' ın, 1517 senesinde Ridaniye Savaşı' nda, ilerigörüşlü babası Sultan 2. Bayezid' in, icadı olan " içi yivli toplar"ı kullanarak büyük başarılar elde etti.



Osmanlı Saray Halkı

Osmanlı Saray Halkı Hakkında Bilgi



Askeri sınıfın zirvesinde şüphesiz ki osmanlı devletinn idari sisteminde en yüksek otorite gibi görünen padişah bulunmaktadır Burada padişah için "görünen" ifadesini kullandık Zira Osmanlı devletinde padişahlar her istediklerini yapan kişiler değilerdiBinaenaleyh görünüşte yegane söz sahibi gibi mütalaa edilseler de gerçekte onlarda belli kural ve kayıtlara bağlıydılar

Tarihin uzak dönemlerinden itibaren kurulmuş bulunan bütün türk devletlerindeki töreye göre ülke, hanedan ailesinin müşterek malı sayılıyordu Bu eski ve kökleşmiş bulunan töreye göre Osmanlı padişahı memleketin sahibi sayılırdıBu sebeple tebaasının(vatandaşının) malı ve canı üzerinde tasarruf yetkisi vardı vasıtalı veya vasıtasız bunu kullanabilirdi Her türlü güç ve kuvvet onun elindeydiFakat o, bunu keyfi olarak değil, kanun, nizam ve gelenkelere dayanarak muamelatın icaplarına göre yürütürdü Nitekim fatih kanunnamesi (S16)'nde, padişahın yetkilerini nasıl kullandıklarını işaretle şöyle denilmektedir: é ve tuğra-yı şerifim ile ahkam buyrulmak üc canibe mufavvazdır Umur-i alemee mütealik ahkam, vezir-i a!zam buyruldusu ile yazıla ve malıma mütealik olan ahkam defterdarlarım buyruldusu ile yazalarve şer-i şerif üzre deavi hükünükadıaskerlerim buyrulduds ile yazalaré Bu ifadelerden anlaşıldığına göre dini ve dünyevi bütün yönetim padişah adına yapılmaktadır Buna dayanılarak padişahın, dünyevi ve toplumla ilgili yetkilerinin kullanılmasında sadrazamları,dini yetkilerin idaresinde ise önceleri Kadıaskerleri, daha sonra da şeyhü'lislamları vekil tayine ettiği söylenebilir

  Alıntı Yaparak Cevapla

Osmanlı Saray Halkı Hakkında Bilgi

Eski 09-02-2012   #2
FrmSinsi
Varsayılan 

Osmanlı Saray Halkı Hakkında Bilgi



İslam hukukuna göre devletin başında bulunan hükümdarın hakıkında nass bulunmayan konularda vatandaşların maslahatınıgözeterek çıkardığı kanunlara uymak, dinin emiridir Bununla beraber, islam hukukuna göre hükümdar, her isteiğini yapabilen ve hür türlü arzusuna uyulması gereken bir kişi değildiO da şer'i hukukun getirdiği emirlere uyması gerekiraksi takdirde hz peygamberin Allahın emirlerine itaat yoktur Hadis-i şerif ile Hz Ebubekirin halife seçildiği zaman yaptığı ilk konuşmasında dediği gibi emirlerine itaat mecburiyeti kalkar

Müslüman bir topluma istinad eden bünyesile osmanlı hükümdarları, yukarda işaret edilen hükümlerin dışında hareket edemezler Zira bu devletin geleneğinde hakim olan anlayışa göre devlete din asıl, devlet ise onun bir fer'idir bu anlayıştan hareketledir ki kanun, hüküm, ferman ve uygulamada dinin prensipleri dışına çıkmamak için osmanlılar kuruluşlarından itibaren garanti içinde hukuk" yakından aşina olan ülemaya devlet yönetiminde yer veriyorlardı nitekim kuruluştan kısa bir müddet sonra tahta geçmiş Orhan gazinin vezirlerinden Sinan paşa ile çandarlı halil ulemadan dı Esasen 14asır türk dünyasını gezip gören ve bu dünyahakkında canlı levhalar şeklinde sağlam bilgiler veren ibn baturda nın müşahede ettiği gibi Anadolu türkmen beylikleri hemen hepsinde fatihler "islam hukuku bilginleri"beylerin yanıda en şerefli mevkid yer almakta idiler 


ÖŞÜR VERGİSİ

                                               ÖŞÜR VERGİSİ

Öşür, kelime olarak onda bir (1/10) anlamına gelen Arapça kökenli bir kelime olup, ıstılah olarak Osmanlı devletinde umumiyetle halkın ürettiği mahsüllerderı, bilhassa hububattan alınan vergiye verilen isimdir. Ziraı ürünlerin dışında bal'dan da öşür alındığı görülür.

Öşür, orta çağdan beri Müslüman ve Hıristiyan alemlerinin tanıdığı bir vergidir. İslamiyetin ilk zamanlarından itibaren bütün İslam devletlerinde alındığı için şer'i bir vergi olarak mütalaa edilmiştir. Osmanlı hukukçuları öşür'ü harac-ı mukaseme saymışlardır . Mukaseme, bölüşme manasına gelmektedir. Re'aya, ektiği toprağın sahibi olmayıp bir nevi kiracısı durumundadır. Toprağın gerçek sahibi devlettir. Bu durumda öşür de re'ayanın ziraat ettiği arazinin icar bedeli olmaktadır. Yani devletin aldığı öşür, toprakların mülkiyetine sahip olmaktan doğan bölüşme hakkıdır.

Öşür onda bir demek olmakla beraber, vergi nisbeti olarak çok defa 1/5, 1/6, 1/8 gibi farklı oranlarda tatbik edilmiş, hatta bazı hallerde ürünün yarısı alınmıştır. Bunun sebebi, arazinin verimliliğinin, sulama ve iklim şartlarının, ziraatı yapılan ürünün cinsinin ve mahalli örfve adetlerin farklılığıdır.

Öşür, aynı ve nakdi olmak üzere iki şekilde tahsil edilebilirdi. Arpa, buğday, nohut gibi dayanıklı hububat çeşidinde ve pamuk vs'de ayni olarak alınması kanundu.Buna mukabil, sebze ve meyve gibi bağ, bağçe ve bostan mahsullerinden nakdi ve maktil olarak resim alımrdı. Fakat sıpahiler çok defa hububattan da o günkü narh (narh-ı ruzi) üzerinden nakdi olarak öşür almak isterlerdi. Çünkü sipôhi için elindeki mahsülü satıp nakde çevirmek başlı başına bir mesele idi. Bu sebeple yasaklanmasına rağmen sipahilerin, re'ayadan öşür'ü nakid olarak alma eğilimi gösterdikleri anlaşılmaktadır. Ancak para ekonomisinin çok gelişmediği, ulaşım ve pazarlama şartlarının re’ayaiçin de önemli bir mesele teşkil ettiği bir dönemde hububattan nakid olarak öşür alınması, çiftçiler açısından oldukça zordu. Bu durumu nazar-ı itibara alan Osmanlı idaresi, sıpahileri ve eminleri, nakdi olarak öşür almamaları hususunda uyarmış; bu tür davramşlara tevessül eden olduğu takdirde, engel olunması konusunda hakimü'l-vakt olanların da dikkati çekilmiştir. Fakat öşürün aynı olarak alınmasımn baştan beri uygulana gelen bir usul olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü 1540 yılından önceki kanunnamelerde bu konuya temas edilmemiştir. Muhtemelen sipahilerin şartları kendi lehlerine istismar etmeleri üzerine
re'ayarıın şikayetleri Dolayısıyla 1540 yılından sonra yapılan tahrirlerde durum dikkate alınarak kanunnarnelere hububattan alınan öşürün ayni olarak tahsili emrolunmuştur.

Hububatın haricindeki bağ, bağçe ve bostan mahsullerinden öşürün aynı olarak alınması ise imkansız dı. Çünkü sebze ve meyve hububat gibi dayanıklı ürünler değildi. Bundan dolayı nakdi olarak vergilendirilmeleri zaruri idi. Tahrir defterlerinde bu vergiler umumiyetle "ber-uech-i maktu" şeklinde kaydedilmiştir. Maktu verginin mahzurlu tarafı, re'ayanın ürününün az olduğu kıtlık zamanlarında da defterde yazılı olan miktarı nakden ödemek zorunda olmasıydı. Bu yüzden bazı sancaklarda maktu öşür alınmasına son verildiği de olmuştur .



Sayfaya Git: [1/2] 1 2 Sonraki