9. SINIF TARİH KONULARI

Tarih Bilimine Giriş

TARİH BİLİMİNE GİRİŞ

TARİHİN TANIMI: Tarih, geçmişte yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini yer ve zaman belirterek, sebep sonuç ilişkisi kurarak, belgelere dayalı inceleyen bilimdir.


TARİHİN KONUSU NEDİR? : Geçmişte yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetidir.


TARİH ANLATIMINDA YER VE ZAMANIN ÖNEMİ NEDİR?

1)- Yer ve zamanın belirtilmesiyle olayın gerçek olup olmadığını anlarız.

2)- Olayın geçtiği yer ile olayın meydana geldiği zaman dilimi o olayın sebep ve sonuçlarını belirlememizde gereklidir. Çünkü o yerin iklimi, yaşam şartları, madenleri, o zaman içindeki nüfusu, o zaman içindeki toplumsal değerler olayın meydana geliş sebeplerini oluşturabilirler.


SEBEP-SONUÇ İLİŞKİSİNİN ÖNEMİ NEDİR?

Bütün olaylar bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. her olay kendisinden önceki olayın sonucu, kendisinden sonraki olayın sebebidir. Önceki olayı bilmezsek, sonraki olayı kavrayamayız.


Olay Nedir? Olgu Nedir?

Olay: İnsanları ilgilendiren sosyal, ekonomik, kültürel, dini ve benzeri alanlarda meydana gelen oluşumlardır.

Olgu: Oluşum süreci içinde ya da başka bir şeyin belirtisi olarak gözlemlenmiş olaylardan ibarettir. Birçok olayın aynı yönde sonuçlar vermesidir. Olgu yüzyıllar boyu meydana gelen olayların ortak sonucudur. Bir anda olmaz, bu olay olur.

Örnek: Anadolu'nun Türkler tarafından fethi olaydır. Miryakefalon Savaşı olaydır. Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, Anadolu Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu, Kurtuluş Savaşı, Çanakkale Savaşı birer olaydır. Anadolu'nun Türkleşmesi tüm bu olayların ortak sonucudur ve bir Olgu'dur.

Tarih Felsefesi Nedir?

Tarihi tecrübeleri günümüz meselelerinin çözümü için yeniden yorumlamaya Tarih Felsefesi denir.

Dünyada ilk tarih felsefecisi İbn-i Haldun'dur.

Avrupa'da ilk tarih felsefecisi Makyavelli'dir.

Tarihimizi Öğrenmenin Gerekliliği:

Türk milleti tarihin en eski ve en köklü milletlerinden biridir. Türkler; Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılan devletler kurmuşlardır. Bu bölgelerde Türk dilinin, Türk sanatının, Türk kültürünün izleri bugün bile sürmektedir.


MÖ III. yüzyılda Hunlarla başlayan Türk Tarihi günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

Tarihimizi iyi öğrenmekle;

Vatan, Millet sevgimiz gelişecektir.

Millet olarak geleceğe daha güvenle bakabilecek duruma gelebiliriz.


Tarih Biliminde Yer ve Zamanın Önemi:

Yer ve zamanın belirtilmesiyle olayın gerçek olup olmadığını anlarız.

Olayın geçtiği yer ile olayın meydana geldiği zaman dilimi o olayın sebep ve sonuçlarını belirlememizde gereklidir. Çünkü o yerin iklimi, yaşam şartları, madenleri, o zaman içindeki nüfusu, o zaman içindeki toplumsal değerler olayın meydana geliş sebeplerini oluşturabilirler.


Tarih Biliminde Sebep-Sonuç İlişkisinin Önemi:

Tarihte, bütün olaylar bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Her olay kendisinden önceki olayın sonucu, kendisinden sonraki olayın sebebidir.


Önceki olayı bilmezsek, sonraki olayı kavrayamayız.


Tarih Biliminde Olay ve Olgu Kavramları:

Olay, insanları ilgilendiren, sosyal, siyasal ve dînî alanlarda meydana gelen, başlangıcı ve bitişi beli olan gelişmedir.


Olgu, aynı özellikteki tarihi olayları kapsayan ve belli bir süreci ifade eden genel bir kavramdır. Meselâ:

Olay > Anadolu'nun Türkler tarafından fethi

Olgu > Anadolu'nun Türkleşmesi

Olay > Amerika'nın keşfi

Olgu > Sömürgeciliğin başlaması

TARİHİN TASNİFİ (SINIFLANDIRILMASI)

1)- Zamana Göre Sınıflandırma:

Tarihin çağ veya yüzyıllara bölünerek incelenmesidir.

Çağlara Göre: İlk Çağ Tarihi, Orta Çağ Tarihi, Yeni Çağ Tarihi, Yakın Çağ Tarihi, Bilgi Çağı Tarihi

Yüzyıllara Göre; 15. yy Tarihi, 1. yy Tarihi, 13. yy Tarihi, gibi

2)- Mekana (Yer) Göre sınıflandırma:

Tarihi olayların yani tarihin bir coğrafyayla, bir bölgeyle, bir yerle sınırlandırılmasıdır.

Örnek: Türkiye Tarihi, Avrupa tarihi gibi.

3)- Konuya Göre Sınıflandırma:

Tarihin bir konuyla sınırlandırılmasıdır.

Örnek: Tıp Tarihi, Sanat tarihi gibi

Tarihi Neden Sınıflandırıyoruz?

Tarihi Zamana, Mekâna ve Konuya göre sınıflandırmamızın nedeni öğrenmeyi, öğretmeyi, araştırmayı kolaylaştırmaktır.

Tarih Biliminin Yöntemleri:

Tarihi olayları araştıran bir tarihçi sırasıyla aşağıdaki yöntemleri uygular.

1)- Kaynak Arama (Tarama):

Önce olayla ilgili kaynaklar aranır.

Kaynaklar 2′ye ayrılır:

1- Ana Kaynaklar (Birinci el kaynaklar): Olayın geçtiği döneme ait kaynaklardır.

a- Yazılı Kaynaklar: Kitabeler, fermanlar, kanunlar, mahkeme kayıtları, noterlik yazıları, gazeteler, dergiler vb...

b- Sözlü Kaynaklar: Evler, kaleler, tapınaklar, heykeller, silah, eşyalar, destanlar, efsaneler, fıkralar, atasözleri örf ve adetler vb...

c- Arkeolojik Kalıntılar:

d- Görüntülü-Sesli Kaynaklar:

2- İkinci El Kaynaklar: Ana kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan kaynaklardır. Olaydan çok sonraki bir zamanda 1. Elden kaynaklardan yararlanarak hazırlanan kaynaklardır. Mesela; bir konuyla ilgili yapılan araştırmalar, makale, kaynak kitap, ansiklopedi, belgesel gibi.

2)- Tasnif (Sınıflandırma)

Tasnif (Sınıflandırma): Elde edilen bilgiler zamana, mekâna ve konuya göre tasnif edilir.

Karşılaştırma yapılarak bilgiler bu yönde incelenir.

3- Tahlil

Tahlil (Analiz=İnceleme) : Kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler güvenilir mi?

4- Tenkit

Tenkit (Eleştiri):Elde edilen bilgilerin işe yarayıp yaramadığı, hangi bilgilerin kullanılacağı belirlenir.

5) Sentez (Birleştirme):

Kaynaklardan elde edilen bilgiler düzenlenip yazılması safhasıdır.

Tarih Bilimine Yardımcı Bilimler

4. Tarihin Diğer Bilimlerle İlişkisi

1. Coğrafya: Tarih, olayın geçtiği yerin fizîki ve beşerî özelliklerini Coğrafya'dan öğrenir.

2. Arkeoloji (Kazı Bilimi): Toprağın ve suyun altında kalmış olan tarihi eserleri ortaya çıkarır.

3. Kronoloji (Takvim Bilgisi): Tarihi olayların zamanlarını belirleyerek, meydana geliş sıralarını düzenler.

4. Paleografya: Eski yazıların okunmasını sağlayan bilim dalıdır.

5. Epigrafya (Kitabeler Bilimi): Taş, mermer gibi sert cisimler üzerine yazılan yazıları inceler.

6. Sosyoloji (Toplum Bilimi): Sosyal olayları, insanlar ve toplumlar arası ilişkileri inceler.

7. Antropoloji: Toplumların ırk yapılarını inceler.

8. Filoloji (Dil Bilimi): Dilleri ve diller arasındaki bağları inceler.

9. Etnografya: Örf,adet, gelenek ve görenekleri inceler.

10. Diplomatik: Günümüze kadar gelmiş olan resmi belgeleri, fermanları vb. inceler.

11. Heraldik (Mühür Bilimi): Resmi belgelerdeki mühür, arma ve özel işaretleri inceler.

12. Nümizmatik / Meskûkat (Para Bilimi): Eski paraları inceler.

13. Kimya (Karbon 14 Metodu): Herhangi bir tarihî eserin yaşını hesap eden bilimdir.

14. Onomatoloji: Yer adlarını inceleyen bilim dalıdır.

15. Şecere: Soy kütüğü bilimidir.

16. Sigilografi: Mühürleri inceler.

Bunlardan başka tarihe yardımcı bilimler arasına Felsefe, İstatistik, Psikoloji, Astronomi, Tıp gibi bir çok bilimi katabiliriz.

B. ZAMAN VE TAKVİM

1. Takvimin Ortaya Çıkışı ve Tanımı

Takvim zamanı günlere, aylara, yıllara bölme metodudur.


İnsanlar zamanı ölçerken ölçü aracı olarak Güneşi ve Ay'ı kullanmışlardır.

Güneşi kullananlar dünyanın güneş etrafında bir tam dönüşünü esas almışlardır (365 gün 6 saat). Bu şekilde oluşturulan takvimlere Güneş Takvimi diyoruz.

Ay'ı kullananlar ise Ay'ın Dünya etrafında 12 kez dönmesini (12 x 29.5 =354) esas almışlardır. Bu şekilde oluşturulan takvimlere Ay Takvimi diyoruz.


Tarihte ilk güneş takvimini Mısırlılar, ilk ay takvimini de Sümerler kullanmışlardır.

Her toplum kendi takvimini oluştururken kendileri için önemli saydıkları bir günü başlangıç olarak kullanmışlardır.


Romalılar, Roma'nın kuruluşunu,

Müslümanlar, hicreti,

Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın doğumunu gibi...


2. Türklerin Kullandıkları Takvimler

1. 12 Hayvanlı Türk Takvimi:

Türklerin kullandığı en eski takvimdir. Güneş yılını esas alır . Bu takvimde her yıl bir hayvan adıyla anılıyordu.

2. Celâlî Takvimi:

Büyük Selçuklular zamanında Melikşah tarafından Ömer Hayyam ve ekibine hazırlatılan bu takvim güneş yılına göre hazırlanmıştı.

3. Hicrî Takvim:

Ay yılını esas alır. Başlangıç olarak Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği 622 yılını alır. Günümüzde Ramazan ayı, kutsal gün ve gecelerde bu takvimi kullanmaktayız.

4. Rûmî Takvim:

Osmanlı Devleti'nde resmî ve mâlî işlerde kullanılmak üzere 19. yüzyıl başlarından itibaren yürürlüğe giren takvimdir. Güneş yılını esas alır.

5. Milâdî Takvim:

1926'dan itibaren kullandığımız takvimdir. Güneş yılını esas alır. Temeli Mısırlılara dayanır. İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batı'ya aktarılmıştır. Romalılar Sezar zamanında Jülyen takvimi olarak düzenlemiş ve kullanmışlardır. Yeniçağ'da Papa XII. Gregor tarafından yeniden yapılan düzenlemelerle Gregoryen Takvimi olarak anılmıştır. Miladî takvim Hz. İsa'nın doğuşunu başlangıç olarak kabul eder.

Tarih Bilimine Giriş

TARİH BİLİMİNE GİRİŞ

TARİH: İnsan topluluklarının, geçmişten günümüze kadar olan yaşantılarını, olay ve olguları (siyasi,sosyal, kültürel tüm faaliyetlerini), birbirleri ile olan ilişkilerini, yer ve zaman belirterek, neden-sonuç ilişkisi içinde, belgelere dayanarak objektif olarak inceleyen bir bilimdir.

Tarihi Oluşturan Unsurlar:

* Yer (Mekan) * Zaman * Neden * Sonuç * Belgeler * Objektiflik

TARİHİN KONUSU:

İnsanlığın geçmiş yaşantılarının tümü ve günümüze kadar geçirdiği aşamalardır. İnsan topluluklarının yaşadığı olaylar ve olgulardır.
Olay: İnsanı ilgilendiren siyasi, sosyal, askeri, ekonomik, kültürel alanlarda yaşanan her şey olaydır.


Olgu:Olaylar sonucunda ortaya çıkan ise olgudur.

Alparslan'ın 1071'de Malazgirt'te Bizans'ı yenmesi olay,

Bu olay sonucunda, Anadolu'nun kapılarının Türklere açılması olgu dur.

TARİHİN BİLİM OLARAK ÖZELLİKLERİ:

• İnsan faaliyetlerini incelediği için sosyal bir bilimdir.

• Bir tarihi olay aynısıyla tekrar etmez. Bu yüzden tarih araştırmalarında deney ve gözlem metodu kullanılamaz.

• Temel yasaları ve kuralları bulunmayan tek bilimdir.

*Tunus'ta ekmeğe zam geldi, halk isyan etti.

*Türkiye'de ekmeğe zam geldi, halk isyan edecek diyemeyiz. İsyan çıkabilir de çıkmayabilir de...

• Değişmemezlik kuralı yoktur. Bulunan her yeni belge olayı, ya değiştirebilir ya da netleştirir.

• Tarihi olayların yer ve zamanı belli olmalıdır. Bu durum tarihi masal olmaktan kurtarır.

• Tarihi araştırmalarda belgelere dayanmak da şarttır. Belgeye dayanmayan tarihi bilgi yalan demektir.

• Tarihi olaylar incelenirken neden-sonuç ilişkisi kurulmalıdır. Çünkü her tarihi olay bir sonraki olaya neden olur.

• Tarih araştırmalarında, olayın geçtiği zamanın şartları dikkate alınmalıdır. Bugünün koşulları ile düne bakılmaz.

• Bütün bilimler gibi, incelediği olaylara objektif yaklaşır. (Ortak özellik)


TARİH BİLİMİNİN YÖNTEMİ :

1. Kaynak Arama: Konu ile ilgili tüm malzemeler toplanır.

2. Tasnif (Sınıflandırma) : Yazılı ve yazısız belge olarak, zamana, mekana, konuya göre tasnif yapılır.

3. Tahlil : Verilerin doğruluğu araştırılır.

4. Tenkit (Eleştiri) : Kaynaklar ve içerisindeki bilgiler doğruluk açısından tenkit edilir.

5. Terkip (Sentez) : Tasnifi, tahlili, tenkidi yapılan bilgiler birleştirilir (terkip) ve araştırma tamamlanır.


TARİHİN SINIFLANDIRILMASI

Geniş bir ilgi alanına sahip olan Tarih biliminin ; öğrenilmesini, inceleme ve araştırılmasını kolaylaştırmak için uygulanır. Tarihi olaylar sınıflandırılırken ,tarih bütünü içinde ele alınmalıdır.

Zamana Göre: İlk Çağ , Orta Çağ Tarihi ...

Mekana Göre : Avrupa, Anadolu Tarihi...

Konuya Göre : Tıp , Hukuk Siyasi Tarih...

Tarih Bilimine Giriş

TARİHE YARDIMCI BİLİMLER :

Coğrafya: Yer Bilimi

Kronoloji : Zaman ,Takvim Bilgisi

Arkeoloji: Kazı Bilimi

Paleografya : Eski Yazı Bilimi

Nümizmatik = Meskukat: Para Bilimi

Filoloji : Dil Bilimi

Antropoloji: Irk Bilimi

Epigrafya:Kitabe Bilimi

Etnogratya: Halk ,Kültür Bilimi (Giyim tarzları,süs eşyaları , yemekleri ,mimarileri...)

Sosyoloji: Toplum Bilimi

Diplomatik:Antlaşma, yazışma bilimi

Heraldik : Arma, unvanları

Sicillografya:İmza ve Mühür Bilimi

Arkeometri: Kalıntıların Tarihleri

Kimya (Karbon 14 Yöntemi ):Buluntuların yaşı saptanır.( Bozulan nesnelerdeki Karbon 14 izotopu parçalanır. Kütlesi giderek azalır.

Hesaplamalara göre 5500 yılda kütle yarıya iner.

30 gramlık kütle 5500 yıl sonra 15 grama iner.


ZAMAN VE TAKVİM

Takvim : Zamanı ,yıllara ,aylara ve günlere ayırma metodudur. Güneşin yada ayın hareketlerini ölçüt alarak takvimler geliştirilmiştir.

TAKVİM

Ay Takvimi (Kameri) Güneş Takvimi (Şemsi)

• 1 yıl 354 gündür * 1 yıl 365 gün 6 saat

• Artık yıl yok * Artık yıl var

• Sümerler * Mısır

İslamiyet öncesi Araplar Yunan

Müslüman Araplar İyon

Türk-İslam Devletleri Roma


TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER

1. 12 Hayvanlı Takvim : Türklerin İslamiyet öncesi kullandıkları takvimdir. Güneş yılı esasına dayanır. 12 Güneş yılı 1 yıl kabul edilir. 12 yıllık devirler halinde devam eden takvimin en önemli özelliği her yılın bir hayvan adı ile anılmasıdır.


*2004 yılı pars yılı olsa, 2016 yılı tekrar pars yılı olur.

Hunlar, Göktürkler, Uygur, Kırgızlar kullanmıştır. Bir güneş yılı 365 gün 5 saattir.

2. Hicri Takvim : Türkler İslamiyet'i kabul ettikten sonra (Karahanlılar'dan itibaren) kullanmaya başladılar. Ay yılı esasına dayalıdır. Başlangıcı Hicret tir. Günümüzde , dini ayların,kandillerin ve dini bayramların belirlenmesinde kullanılır. Güneş yılı (Miladi) ile arasında 11 günlük fark vardır.

3. Celali Takvim : Büyük Selçuklu sultanı Melikşah adına düzenlenmiştir.(miladi 1079)güneş yılı esas alınmıştır.

4. Rumi Takvim : Hicri Takvimi kullanan Osmanlı Devleti , güneş ve ay takvimleri arasındaki 11 günlük farkın resmi işlerde getirdiği karışıklığı gidermek için düzenlenmiştir.(Mali Takv.)

5. Miladi Takvim: İlk defa Eski Mısır uygarlığında tarımsal faaliyetlerde karşılaşılan zorluklar sonucu oluşturulmuştur. İyon,Yunan,Roma'nın katkıları ile günümüze ulaşmıştır.

• Miladi Takvim, güneş yılı esasına dayalıdır. Başlangıcı Hz.İsa'nın doğumu "0" kabul edilir.

Yüzyıl (Asır): Tarihte zamanın yüzyıllık dilimlere ayrılan bölümüdür.

Çağ: İnsanlık tarihini çok yönlü etkileyen ve toplumlar üzerinde siyasi,ekonomik yada sosyal değişmelere zemin hazırlayan önemli ve evrensel olaylar arasında kalan bölümdür.


MÖ. MS.


3500 3000 2500 2000 1500 1000 500 0 500 1000 1500 2000 2005

• Milattan Sonraki tarihlerin rakamsal değeri büyüdükçe günümüze yaklaşır.

• Milattan Önceki tarihlerin rakamsal değeri büyüdükçe günümüzden uzaklaşır.

Tarihin Tasnifi (Sınıflandırılması)

Tarih Öğrenimini ve araştırmasını kolaylaştırmak için tarihi olaylar zaman, mekân ve konusuna göre sınıflandırılır.

a) Zamana Göre Sınıflandırma

Zamana göre sınıflandırmada tarihi olaylar çağlara ayrılarak, kronolojik dilimler halinde incelenir. Bu sınıflandırmada tarih, tarih öncesi çağlar ve tarih çağlan olarak iki sınıfa ayrılmış, bu sınıflar da kendi içlerinde alt sınıflara bölünmüştür.

Zamanın yüzyıllara ayrılarak incelenmesi de mümkündür. Onüçüncü yüzyıl (1200-1299) veya on beşinci yüzyıl (1400-1499) gibi tarihi; tarihe damgasını vuran kişilerin isimleri ile anılan bölümlere ayrılarak da değerlendirilir (Mete Han, Attila, Kanuni dönemi gibi).


b) Mekâna Göre Sınıflandırma

Bu yöntemde coğrafî bölgeler önem taşır. Asya tarihi, Avrupa tarihi, Mısır tarihi, Türkiye tarihi, Urfa tarihi, vb. gibi. Coğrafî bölgelerin taşıdıkları özellikler, birbirinden farklı olabilmektedir. Asya'nın coğrafî özellikleri ile Avrupa'nınki arasında benzemeyen taraflar bulunabilmektedir. Ancak, yine de bölgeleri kesin olarak ayırmak zordur. Sınıflandırmaya esas olan mekânlar büyüklük bakımından birbirinden farklı olabilir: Bir kıt'a, bir ülke veya bir şehir gibi.


c. Konuya Göre Sınıflandırma

Toplulukların veya bir topluluğun başlangıcından günümüze kadarki gelişimini bütün olarak inceleyen tarih çeşidine genel tarih denilir. Bu tarih kolunda ayrıntılara girilmez, konuya bütün hâlinde bakılır.


Bunun dışında, tarih araştırmaları, çeşitli konulara göre yapılabilir.

Siyasî Tarih: Toplumların teşkilâtlanmasıile ortaya çıkan devletler, birbirleriyle ilişki içinde yaşarlar. Bu ilişki, devletlerin kendi çıkarlarınıkorumak için belirli bazıhedeflere yönelmelerini gerektirir. Bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için uygulanan yönteme "siyaset" denilir. Devletlerarası ilişkilerin geçmişini inceleyen tarih dalına ise siyasî tarih adı verilir.

İktisat Tarihi: insanlar ve toplumlar, varlıklarını devam ettirebilmek için maddî değerler üretmek zorundadır. Üretim biçimleri, satış, satın alma, değiş-tokuş gibi faaliyetler iktisadî ilişkileri meydana getirir. Bir toplumun iktisadî geçmişini inceleyen tarih dalına iktisat tarihi denilir.

Sanat Tarihi: İnsanlar, tarih öncesi çağlardan günümüze kadar sanatla uğraşmışlardır. Bu bakımdan, geçmişteki sanat eserleri, bize tarihî bilgiler de ulaştırır. Onun için, sanat eserlerinin tarihini incelemek önem taşır. Bu bilim dalına sanat tarihi adı verilir.

Dinler Tarihi: Din, insanlığın geçmişinde önemli rol oynayan bir unsurdur. İnsanlar, toplum hayatına geçtikleri zamandan beri çeşitli dinlere sahip olmuşlardır. Tarih içinde, dinî sebeplerle çıkan savaşlar yaşanmıştır. Bu bakımdan dinlerin ortaya çıkışlarını, gelişmelerini ve etkilerini incelemek önem taşır. Bu bilim dalına dinler tarihi denilir.

Hukuk Tarihi: Toplumda düzeni sağlamak için konulmuş kuralların bütününe hukuk denilir. Bu kuralların konulma sebeplerini, geçmişteki uygulamaları ve gelişmeleri inceleyen bilim dalına hukuk tarihi denilir.

Tarihin konulara göre incelenmesinde buna benzer başka sınıflandırmalar da vardır.

Tarih Bilimi

Tarih Yazıcılığının Türleri

TARİH YAZICILIĞININ TÜRLERİ

1. Hikayeci (Rivayetçi) Tarih

Bu tarz ilk olarak eski Yunan'da ortaya çıkmıştır. Başlangıçta ağızdan ağıza dolaşan hatıralar şairler tarafından nazım tarzında söylenmekte ve bunlara "epos" adı verilmekteyken, Logograflar tarafından hikayeleştirilerek nesre çevrilmişler ve arşivlerdeki malzemenin de ilavesiyle içlerine birtakım gerçekler de karışmıştır. Fakat yine de, Strabon'un ifadesiyle bunlar "epos" olmaktan kurtulamamışlardır. Logografların eserleri ne edebi, ne de tarihi eserlerdir. Sadece ilmi araştırma yolunu açan "basit kronikler"dir.

"Tarihin Babası" adıyla bilinen Heredotos her ne kadar Logografların yolundan gitmişse de, insanı merkez haline getirmiş olması ve kavrayış üstünlüğüyle onlardan ayrılır. Herodotos da hikayeci tarih tarzını kullanmıştır. Fakat olayları peş peşe sıralamakla kalmamış, onları bir düzen içinde nakletmiş ve bir kompozisyon örneği vermiştir. Eserinde az da olsa siyasi görüşler vardır. Tenkit düşüncesine sahip olmamakla birlikte, gördükleri ile duydukları arasında bir ayrım yapmıştır.


2. Öğretici (Pragmatik) Tarih

Geçmiş olaylardan ders almak, gelecekteki yolu doğru çizebilmek, okuyucuya ahlaki ve milli duygular aşılayabilmek maksadıyla yazılan bu tarz eserler, öğretici bir mahiyet arz ettiklerinden "öğretici" veya "pragmatik" denilen tarihçilik akımı içinde yer alırlar. Bu tarzın önderliğini yapan kişi Thukydides'tir. Gerçek anlamda tarihçilik, onun "Pelopennesoslular ile Atinalıların Savaşı" adlı eseriyle başlamıştır. Bu eser sadece edebi bakımdan değil, metod ve zihniyet bakımından da daha önceki eserlerden çok farklıdır. Bu fark, eserin gerek konu, gerekse muhtevasında kendini göstermektedir. Eser zaman ve mekan bakımından sınırlandırıldıktan başka, sadece müellifin yaşadığı devrin olaylarına tahsis edilmiş; devlet, tarihi realitenin merkezi olarak görülerek, esas yerine getirilmiştir. Devlet düşüncesinin esasını siyaset teşkil etmesi dolayısıyla da Thukydides bir siyasi tarih yazıcısı olmuştur. Thukydides yetişme tarzı sebebiyle de, araştırmaya yeni bir anlam getirmiştir. Bu da "siyasi öğretim de faydalı olmak"tır. Böylece ilk defa olarak tarih biliminin sosyal bilimler içindeki yeri de tayin edilmiştir.


Burada amaç, faydalı olmak, tarih yoluyla tecrübeyi arttırıp bilgiyi çoğaltarak geliştirmek ve insanı başarılı kılmaktır. Bunun şartları ise: 1) gerçeğe tamamen sadık kalmak, 2) olay ve durumları anlatırken, aralarındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Geçmişi öğrenerek, bu bilgilere dayanarak şu anki durum ve gelecek hakkında hüküm vermek anca bu şekilde mümkündür. Tarih yazıcılığında bu tür, Thukydides'den sonra diğer eski Yunan ve Roma tarihçilerince de benimsenmiş; Polybios, Plutarkhos, Tacitius, Machiavelli gibi yazarlar onun izinden gitmişlerdir. Pragmatik tarih yazıcılığının en belirgin özelliği, tarihte ün yapmış şahsiyetlere geniş yer verilmesi, bu kişilerin idealleştirilmesi, hatta adeta insan üstü varlıklar haline getirilmesidir. İslam tarihçiliğindeki "Siyer" kitapları bu tarza örnek olarak gösterilebilir. Thukydides'in açtığı çığır, tarihi gerçekleri ortaya koymak hedefini güttüğü halde, örnek olmak prensibiyle de hareket ettiğinden, bunu benimseyen müelliflerin eserlerinde hep zaferler ve parlak olayların işlenmesine özen gösterilmiş, başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları karşısında sessizlik tercih edilmiştir. Bu da öğretici tarzın en büyük zaafını teşkil etmiştir.

3. Araştırmacı Tarih (Bilimsel Tarih, Neden-Nasılcı Tarih)

XIX. yüzyılda tarih yazıcılığı tarzında ciddi bir hamle yapılmış, olayların sade anlatım ve geleceğe matuf öğreticisi vasfı yanında, çıkış sebepleri, bunları hazırlayan amiller, çeşitli olayların sebep ve sonuç ilişkilerinin araştırılmasına başlanmıştır ki, böylece tarih bir bilim olma kimliğini kazanmıştır.


Dünyada cereyan eden olaylar, sadece yeri ve zamanı bakımından değil, cereyan tarzı, rol oynayan kişiler bakımından da farklılıklar gösterir. Şartların müsait olması halinde "benzer" olaylar cereyan edebilirse de "tarih tekerrür etmez". Yani, tarihi olaylar hiçbir zaman, aynı cins ve miktarda malzemelerin kullanıldığı laboratuvar deneyleri gibi değildir. Her birinin özel şartları, değişik mekanları vardır. Bu olaylara karışan kişilerin karakterleri, olay sırasındaki halet-i ruhiyeleri, dış tesirler birbirinden farklıdır. Şu halde, gerçek manada bir tahlil için, bütün bunların derinliklerine inilip ayrı ayrı araştırılması gerekir.


Olayın oluşuna sebebiyet veren şartların araştırılması da ayrı bir önem taşır. Bir olayı sadece tek bir sebebe bağlamak hatalıdır. Coğrafi, sosyal, siyasi, iktisadi vs. şartların iyi incelenmesi gerekir. Bunların birinin görülüp, diğerlerinin ihmal edilmesi yanlış sonuçlara götürebilir. Yani, tarihin bir bilim sıfatını kazanabilmesi için tarihin diğer sosyal bilimlerle olan ilişkilerinin her zaman göz önünde bulundurulması, yerine ve zamanına göre onlardan yardım istemesi gerekir.

İlk Çağ Medeniyetleri

Mezopotamya Medeniyeti

Mezopotamya, ilkçağda Dicle ve Fırat Nehirleri arasında kalan bölgedir. Bu bölge Fırat ve Dicle Nehirlerinin suları sayesinde tarımsal üretim yapar. Mezopotamya, iki ırmak arası anlamına gelir.


İlk çağda Mezopotamya'da beş devlet kurulmuştur. Bunlar; Sümerler, Elamlar, Akadlar, Babiller ve Asurlar'dir.

a. Sümerler (Başkenti: Ur, Uruk, Kiş, Lagaş)

- M.Ö.4000′lerde Aşağı Mezopotamya'ya yerleştiler ve diğer Mezopotamya uygarlıklarına öncülük ettiler.

- Sümerler M.Ö 3500 yıllarında ilk yazıyı kullandılar.

- Birbirlerinden bağımsız birçok şehir devletçiklerinden oluşan bir uygarlık kurdular. En önemli şehirleri Ur, Uruk, Kiş, Lagaş, olan Sümer şehir devletlerinin başında Patesi denilen krallar bulunurdu. Bunlar aynı zamanda rahiptiler.

- Bilinen ilk yazılı kanunlar Sümer kralı Urganika tarafından yazılmıştır.

- Sümerler bataklıkları kurutarak tarım arazileri kurmayı başarmışlardır.

- Çok tanrılı dinlere inanırlardı ve kralları rahip-kral olarak bilinirdi. En önemli Tanrıları Enki, Enlil ve Anu'dur.

- Dini amaçla yaptıkları Ziggurat adlı tapınakları aynı zamanda rasathane ve soğuk hava deposu olarak da kullanılmaktaydılar

- Sümerler düzenli orduyu Mezopotamya'da ilk kuran Akatlar tarafından ortadan kaldırılmışlardır.

- Sümerler bilim alanında ilerlemiş, dört işlemi kullanmış, dairenin alanını hesaplamayı başarmışlardır.

- Edebiyat alanında en önemli eserleri Yaradılış, Tufan ve Gılgamış destanlarıdır.

- Mezopotamya'da Sümerlerden sonra kurulan devletler, Sümer uygarlığını geliştirerek Mezopotamya uygarlığına katkıda bulunmuşlardır.

- Toplumsal sınıflaşma vardır.

b. Akadlar: (Başkenti: Agade)

Paralı ve devamlı orduları sayesinde kısa sürede bütün Mezopotamya'ya egemen olan Akadlar Doğu Anadolu'ya kadar sınırlarını genişlettiler. Akadlar çok tanrılı bir inanışa sahiptiler ve başkentleri akad idi. Agade adı verilen kerpiç ve tuğladan yapılan eserler en önemli mimari eserleridir. Tarihte bilinen ilk imparatorluk ve ilk düzenli orduyu Akadlar kurdular. Sümer uygarlığını Ön Asya'ya yaymayı başardılar.

Akadlar tarihte bilinen ilk büyük imparatorluğu, ilk düzenli ve sürekli orduları kurmuşlardır. Ayrıca Sümer uygarlığını Ön Asya'ya yaymışlardır. Akadça geniş bir alanda diplomasi dili olarak kullanılmıştır.


c. Elamlar: (Başkenti: Sus)

Güneydoğu Mezopotamya Elam olarak adlandırılır. Mezopotamya uygarlığı içinde en sönük dönemini oluşturur. Başkentleri Sus şehridir. Bilim ve teknik, güzel sanatlarda ilerleme göstermişlerdir. Elamlar tarımla ilgilenmiştir. Çok tanrılı bir inanışa sahiptirler.


d. Babil Krallıkları (Başkenti: Babil)

Babil Krallıkları Orta Mezopotamya'da kuruldular ve M.Ö 3000′lerde ortaya çıktılar.

- Babil Kralı Hammurabi ilk anayasa olarak kabul edilen Hammurabi kanunlarını oluşturdu. Hammurabi, daha önce uygulanan kanunların birleşmesinden oluşmaktadır. Hammurabi kanunlarında Urgakina Kanunları'na göre daha sert cezalar yer almaktadır. I. Babil krallığı Hititler'in saldırısı ile yıkılmıştır.

- II. Babil krallarının en önemlisi Nebukadnazar'dır. Onun zamanında Babil'in asma bahçeleri ve Babil kulesi yapıldı. II. Babil krallığını Persler ortadan kaldırdı.

I. Babil Devleti'nin krallarının en önemlisi olan Hammurabi ilk anayasa olarak kabul edilen "Hammurabi Kanunları'nı" yapmıştır. Bu kanunlar yapılırken daha önce uygulanan kanunlardan yararlanılmıştır. Urugakina kanunlarına göre daha sert cezalar vardır. Bazı suçlara kısas cezaları verilmiştir.

Babil Kralı Hammurabi rahip ' kral anlayışını reddederek gücünü dinden değil, askeri kuvvetten almıştır. Mutlak Krallık sistemi Hammurabi ile başlamıştır.


e. Asur Krallığı (Başkenti: Ninova)

Asurlar, yukarı Mezopotamya olarak adlandırılan Güney Doğu anadolu'da kuruldular. Asurlar Toros ve Anadoluya kadar yayıldılar. İbranilerle savaşıp Mısır'a kadar vardılar. Asurlar ticaret kolonileri kurdular ve ticareti geliştirdiler. Asurlar, Anadolu'da kurdukları ticaret kolonileri sayesinde Anadolu'nun tarihi devirlere girmesini ( Anadolu'da yazılı devirlerin başlamasını) sağladılar. Özellikle Kayseri'deki Kültepe'de Asur Tabletleri bulunmaktadır. Asurlar Mezopotamya'nın en geniş devletini kurmayı başardılar. Nemrut Dağı'ndaki heykeller asurlara aittir. Asurlular'ın kanunları Hammurabi kanunlarından daha sert yaptırımlar içerir. Asurlar çok tanrılı bir inanışa sahiptir. Asurlar atlı birlikleri ilk kullanan devlettir. Medler ve Babiller tarafından ortadan kaldırıldılar.

M.Ö. 2000 yıllarında Asurlular, Anadolu'da ticaret kolonileri kurarak hem ticareti geliştirmişler, hem de Anadolu'da yazılı devirleri başlatmışlardır. Kayseri yöresindeki Kültepe'de ticaretle ilgili Asurca birçok tablet bulunmuştur.

Not: Mezopotamya'da şehir devletine Site denir.

Not: Mezopotamya'da çivi yazısı kullanılmıştır.

Not: Mezopotamya'da mimari yapılar kerpiçten yapıldığı için günümüze kadar ulaşamamıştır.

Not: Mezopotamya'da tapınaklara Ziggurat denirdi.

Not: Mezopotamya coğrafi olarak açık bir bölge olduğundan tarihte istilalara sahne olmuş, çok devlet kurulmuştur. Geçiş bölgesidir.

Not: Mezopotamya, yazının ilk kullanıldığı yerdir.

Not: Mezopotamya tarih çağlarına ilk geçen yerdir. Sümerliler, tarih çağına ilk geçen kavimdir.

Not: Ay yılına dayalı takvimi kullanmışlardır.

Mısır Medeniyeti

Mısır, Nil Nehri'nin çevresinde oluşan bir medeniyettir.

Mısır'da tek devlet olmuş ve hanedanlıklar tarafından yönetilmiştir.

Mısır'da devlet yöneticisine Firavun denir.

Mısır'da devlet yöneticisinin mezarına Piramit denir.

Mısır, Hiyeroglif yazıyı (resim yazısını) kullanmıştır.

Mısır'da yazı yazmak için papirüs kullanılmıştır.

Mısır'da şehir devletine nom denirdi.

Mısır, kapalı bir coğrafya olduğundan kurulan devletler uzun ömürlüdür. İstila hareketleri yok denecek kadar azdır.

Mısır'da çok tanrılı inanış vardır.

Mısır'da sosyal sınıflaşma vardır.

Mısır'da güneş yılına dayalı takvim kullanılmıştır.

Mısır Uygarlığı, Nil Nehri ve deltasında kurulmuştur. Mısır'ın etrafının çöllerle kaplı olması diğer uygarlıklarla daha az etkileşimde bulunmasına sebep olmuştur.

İlkçağ Mısır tarihi M.Ö 3000′lerde başlar, Persler'in M.Ö. 525 de Mısır'ı işgal etmeleri ile son bulur. Bu dönem; Eski Krallık, Orta Krallık ve Hiksoslar, Yeni Krallık, Gerileme, Sais Krallığı devirlerine ayrılır.

- Mısır Uygarlığı ilk çağda en gelişmiş uygarlıklardan biriydi.
- Mısır ülkesi Nom (Nomos) denilen eyaletlere ayrılmıştı. Her ilin başında merkezden gönderilen valileler bulunurdu.
- Eski Mısır'ı Firavun denilen krallar yönetirdi. Firavunlara "katip" denilen devlet adamları yardım ederlerdi.
- Firavunların idaresinde arabalı ve yaya olmak üzere sınıflandırılan güçlü ve disiplinli ordular bulunmaktaydı.
- Mısırlıların inançları "Çok Tanrılı" idi.
- Pi sayısını bularak Geometriye önemli katkıda bulunmuşlardır.
- İlk tapu ve kadastro uygulaması Mısır'da görüldü.
- 365 günlük ilk takvimi (güneş yılı takvimi) Mısırlılar geliştirip kullanmışlardır. Bu takvimi daha sonra diğer uygarlıklar geliştirip günümüz Miladi Takvimi'ni bulmuşlardır.
- Mısırlılar kendilerine özgü "Hiyeroglif"i (resim yazısını) geliştirdiler. Bu yazıyı daha çok palmiye liflerinden yapılan papirüs ve taş anıtlara yazarlardı. Bu yazı ilk defa Fransız bilim adamı Şampolyon tarafından okunmuştur.
- Mısır'da hukuk gelişmemiştir. Bunun önemli nedeni Firavun'un ilah olarak görülmesidir. Yüksek mahkemeye "Altı Büyük Ev" denirdi.
- Firavunlar için yapılan piramit denilen mezarlar ile tapınaklar en önemli sanat eserlerini oluşturur. Keops piramidi, Mikerinos piramidi ve Karnak Tapınağı ile Luksor Tapınağı ünlü eserleridir.
- Mısırlılar matematik, geometri, astronomi, kimya, tıp ve eczacılıkta çok gelişmişlerdi.
- Mısır önce Pers istilasına uğradı, ardından M.Ö Makedonyalı Büyük İskender tarafından işgal edildi.

Mısır medeniyeti, Nil nehrinin çevresinde kurulmuştur. Etrafının çöllerle çevrili olması, diğer medeniyetlerle daha az etkileşmesine neden olmuştur.

Mısır'da firavun adı verilen ilah ' kralların sonsuz yetkiye sahip olmaları hukuk alanındaki gelişmeleri engellemiştir.
Mısırlılar öldükten sonra dirilmeye inanmışlar ve bu nedenle diğer yaşamlarında kullanabilmek için bazı eşyalarını mezarlarına koymuşlardır.
Mısır sanatı dini ağırlıklıdır. Mısırlılar yeniden dirileceklerine inandıklarından cesetlerin bozulmamasına dikkat etmişler, bunun sonucunda Mısır'da mumyacılık gelişmiştir. Mumyacılık, insan vücudunun yakından tanınmasını ve Mısır'da tıp biliminin gelişmesini sağlamıştır.
Mısırlılar, resim yazısı denilen hiyeroglif yazısını kullanmışlardır. Gök cisimlerini incelemek için rasathaneler kurmuşlar ve astronomide oldukça ilerlemişlerdir. Bugün kullandığımız Miladi takvimin ilk düzenli şeklini Mısır medeniyeti oluşturmuştur.
Mısır ekonomisinin temelini tarım ürünlerinden sağlanan gelirler oluşturuyordu. Mısır'da ticaret de gelişmiştir.

İran Medeniyeti

M.Ö 3000′lerden itibaren İran'da uygarlık izleri görülmektedir. İran Uygarlığı'nın temelini arya denen kavimler oluşturmuştur. İran Uygarlığı'nın temsilcileri Med ve Persler bu kavimleri oluşturur.

- İlkçağ'da İran'da kurulan iki büyük devlet Medler ve Persler'dir.

- Persler'de ülke sartaplığa (illere, eyaletlere) ayrılmış ve her ile satrap adında bir askeri vali atanmıştır.

- İlk posta ve istihbarat örgütü İran'da kurulmuştur.

- İran'da Zerdüştlük dini yaygındı.

- Eski İran sanatının en önemli ürünleri, krallar adına yapılan büyük saraylar ve türbelerdir. Merkez Persepolis'teki saray ve 1. Daryus'a ait Zafer Kabartması önemlidir.

- Tarım, ticaret ve hayvancılıkla ilgilenen İranlılar Ege'den İran'a kadar uzanan kral yolunu onararak ticareti geliştirmişlerdir.

- Persler M.Ö 330′da Makedonya Kralı İskender tarafından ortadan kaldırılmışlardır.

Not: İran dış tesirlere karşı kapalı bir coğrafyaya sahiptir.

Hint Medeniyeti

- Hindistan, Asya kıtasının güneyinde bir yarımadadır.

- Hindistan, baharat üretimi ve verimli arazileri ile bilinir.

- Hindistan Baharat Yolu'nun başlangıcıdır.

- Hindistan çok tanrılı inanışlara sahiptir.

- Hindistan'da yaygın dinler; - Hinduizm, - Brahmanizm, - Konfüçyüslük, - Taoizm dir.

- Hindistan'da toplumsal sınıflaşma katıdır ve sınıflararası geçişe izin vermez. Hindistan'da bu sınıflaşmaya Kast denir.

Kast sistemi Hindistan'ın sosyal, siyasal ve kültürel yapısına etkileri olmuştur;

- Sosyal bütünlük, toplumsal dayanışma yoktur.

- Siyasal olarak bütünlük yoktur, dışarıdan yönetilmiştir.

- Kültür birliği, millet bilinci yoktur. Ortak dilleri İngilazcadır.

Not: Hindistan dış tesirlere açık bir coğrafyadır.

Çin Medeniyeti

- Kağıt, matbaa, mürekkep, pusula ve barutun ilk kez kullanıldığı yerdir.

- İpekçilik yaygındır.

- İpek Yolu'nun başlangıcıdır.

- Porselen, çinicilik ve kumaşı ile tarih boyunca ünlüdür.

- Çok tanrılı inanışlar vardır. Yaygın olan dinler; Budizm, Konfüçyüslük, Taoizm, Maniehizm.

- Toplumsal sınıflaşma vardır.

- Çin'de hanedanlık ile yönetilmiştir. Soylular tarafından yönetilmiştir.

Doğu Akdeniz Medeniyeti

Fenikeliler

Fenike Uygarlığı M.Ö 2000 yıllarında Lübnan Dağları ile Akdeniz arasındaki kıyı bölgesinde kurulmuştur.

- Fenikeliler tarihte ilk alfabeyi buldular. Bu alfabe 22 harfli idi.

Bu alfabe Fenikeliler'den sırasıyla İonlar, Yunanlılar, Romalılar alıp geliştirmiştir ve günümüzde kullanılan Latin Alfabesi'ni meydana getirmişlerdir.

İbraniler

İbraniler Filistin Bölgesi'nde İsrail ve Yahudi adında iki devlet kurmuşlardır. (M.Ö VIII ' VI. Yüzyıllar)

- Tarihte tek tanrılı inanış ilk kez İbranilerde görülür. (Musevilik)

- Tanrıları Yahova sadece ibranilerin tanrısıdır. Musevilik sadece ibranilere ait bir din olarak kabul edildiğinden yayılmadı.

Anadolu Medeniyeti

1- Hititler (Başkenti: Hattuşaş)

2- İyonyalılar (Başkenti: Efes, Milet, Foça, İzmir)

3- Urartular (Tuşpa)

4- Frigyalılar (Gordion)

5- Lidyalılar (Başkenti: Sardes)

1- Hititler:

- Orta Anadolu'ya hakim olmuşlardır.

- Anadolu'da ilk şehir devletlerini yani ilk siyasi yapılanmayı oluşturmuşlardır.

- Anadolu'da ilk imparatorluğu kurmuşlardır.

- Anadolu'da yazıyı ilk kez kullanan Hititlerdir. Tarih çağlarına geçiş Hititler zamanında olmuştur.

- Tarihte ilk yazılı anlaşmayı yapmışlardır. Kadeş Anlaşması.

- Hititlerin çok tanrılı inanışları vardı.

- Hititlerde toplumsal sınıflaşma vardır.

- Devlet yönetiminde etkili bir meclisleri vardı; buna pankuş denirdi.

- Devlet yönetiminde yöneticinin karısı tavanna etkili idi.

- Devlet faaliyetlerinin anlatıldığı yıllıklar tutulurdu. Bu yıllıklara anal denir. Böylece Anadolu'da tarih yazıcılığı başlamıştır.

- Hititler yazıyı Asurlu tüccarlardan öğrenmişleridir.

2- İyonyalılar;

- Siyasi birlik kuramadıklarından şehir devletleri halinde yaşamışlardır.

- Özgür düşünce ve bilimde ileri seviyede idiler.

- İzmir ve çevresinde yaşamışlardır.

- Tales, Pisagor, Eflatun, Aristo bu dönemde yaşamıştır.

3- Urartular;

- Van Gölü ve çevresine hakim olmuşlardır.

- Kaya oymacılığı ve kabartmacılıkta ilerlemişlerdir.

4- Frigyalılar;

- Orta Anadolu ve Orta Karadeniz'e hakim olmuşlardır.

- Dokumacılıkta ilerlemişlerdir.

- Edebiyatta fabl örneklerine ilk kez rastlanır.

5- Lidyalılar;

- Kara ticaretine nem vermişler, Kral Yolu'nu yapmışlardır.

- Ticarette parayı kullanmışlardır.

Not: Anadolu'da kurulan devletlerin hepsinde çok tanrılı inanış vardır.

Not: Anadolu'da kurulan devletlerde halk sınıflara ayrılmıştır.

Roma Medeniyeti

- MÖ 753 te İtalya'da kurulmuştur. Kurucusu Romulus'tan adını almıştır.

- Akdeniz ve çevresine hakim olmuştur. Büyük bir imparatorluk kurmuşlardır.

- Bilim ve kültür dili olarak Latinceyi kullanmışlardır.

- Çok tanrılı inanışları vardır.

- Halk sınıflara ayrılır; Patriciler (Soylular), Plepler (Halk), Köleler

- MS 381 de Hristiyanlığı kabul etmiştir.

- Pekçok mimari eserleri günümüze kadar ulaşmıştır.

- Büyük ordu kurmuşlardır.

Helenistik Medeniyet

İskender'in Hindistan'a düzenlediği sefer sonucunda doğu ve batı kültürlerinin karışımıyla ortaya çıkan medeniyete denir. Bu döneme de Helenistik döenm denir.

Tarihte İlkler (.::.)

TARİH ÖNCESİ VE İLKÇAĞ TARİHİ
1.Tarih öncesi ilk devir yontma taş devridir.İlk araçlarda bu devirde yapılmıştır.
2.İlk resim ve heykel yontma taş devrinde yapılmaya başlanmıştır.
3.Ateş ilk defa yontma taş devrinde bulundu.
4.İnsanlar ilk defa yerleşik hayata yeni taş devrinde geçtiler.
5.İnsanlar hayvanları evcilleştirmeyi ilk defa yeni taş devrinde öğrendiler.
8.Saban ve tekerlek ilk defa maden devrinde bulunmuştur.
9.İlk şehir devletleri bakır devrinde kurulmuştur.
12.Tarihte ilk defa Aile Hukuku Hititlerde görülmüştür.
14.İlk tarih yazıcılığını Hititler yapmıştır.
16.Tarihte ilk defa meclisi Hititler kurmuştur.(Pankuş Meclisi)
17.İlk sosyal örgütlenme Maden Devrinde Mezopotamya'daki Sümerler tarafından gerçekleştirilmiştir.
18.Mezopotamya'daki ilk medeniyet Sümerler tarafından kuruldu.
19.Tarihte ilk defa Güneş saatini Sümerler kullanmıştır.
20.İlk yazıyı (Çivi Yazısı ) bulan Sümerlerdir.
21.İlk yazılı kanunlar Sümerlere aittir.(Kral Şulgi ve Urgakina kanunları)
22.İlk ordu Akadlar tarafından kuruldu.
23.Tarihte ilk olarak Asya ile Avrupa arasındaki kültürel etkileşimi meydana getiren olay İskender'in Asya Seferi'ne çıkmasıdır.
24.İlk kez Doğu-Batı Ticaretinin gelişmesine Lidyalılar neden oldu.
25.İlk parayı Lidyalılar kullandı.
26.İlk anayasayı Babiller yapmıştır.
27.İlk kanun kitabını Babiller yazmıştır.
28.Tarihte ilk defa Güneş yılına dayalı takvimi Mısırlılar bulmuş ve gün,yıl ve mevsim olarak ayırmışlardır.
29.Tarihta ilk yazılı anlaşma Kadeş Anlaşmasıdır.(Mısırla Hititler arasında M.Ö. 1280)
30.İlk defa Tıp ve Mumyacılığı Mısırlılar geliştirmiştir.
31.Sulama kanalları ve sulama işi ilk kez maden devrinde Mısırda kullanılmaya başlanmıştır.
32.İlk defa alan ve hacim hesaplarını bulan, daireyi 360 dereceye bölen Mısırlılardır.
35.Tarihte ilk defa ticaret kolonilerini İyonlar kurmuştur.
38.Tarihte ilk Alfabeyi bulanlar Fenikelilerdir.



AKHUN(EFTALİT) DEVLETİ

Bahaddin ÖGEL

e-PostaYazdırPDF

Ak Hun-Eftalit Devleti

 

 

Büyük kısmı Volga'dan batıya geçen Huıı'lardan Güney İran'a ve Batı Afga­nistan'a inen bir bölük olduğu talimin edilen Orta Doğu Hunları'nın, hiç olmazsa, Ak Hun-Eftalit devleti hanedan ailesi ile hâkim zümresini teşkil ettikleri ileri sürülmüş; veya bu devlet, Töles' lerden Chao-ch'e (Kao-kü=Uygur'ların ataları) lere bağlı Hua kolu mensuplarının Cungarya bozkırlarından Horasan bölgesine geçerek 5.asrın ortalarına doğru bir siyâsî teşekkül hâline gelmesi ile ilgili görülmüştür. Hun tarihinin bu noktası oldukça karanlık bir manzara taşımaktadır. Hâkimiyetini Hazar kıyılarından Kuzey Hindistan'a, Afganistan'a, iç Asya'ya kadar genişleten bu kavmin veya kavimler topluluğunun çeşitli vesikalarda birbirinden farklı adlarla anılması durumu daha da karıştırmakta gibidir. Vaktiyle Ed. Chavannes ' Ye-ta'ların neş'et ettiği Hua (Hoa) topluluk adı ile "Hun" kelime­sinin yakın ilgisi bulunduğunu düşünmüş ve J.Marquart türlü adlarla zikredi­len bu kavmin, Priskos'daki Kidarita (Sâsânî imparatorluğu hududunda, Kafkaslar­da oturan Hunlar)'lardan ibaret olduğunu ileri sürmüştü. Bizans'tı tarihçi Theophanes (8. asrın 2. yarısı)'e göre, "Ephtalit" adı, Sâsânî imparatoru Peroz (Fîrûz. 459-484)'u mağlûp eden Hun hükümdarı Ephtalanos'tan alınmıştır. Bu adın aslında, Eftalit paraları üzerinde görülen Hephthal-khion olduğu ve birinci kelimenin sülâle adını, ikincisinin de kavim ismini gösterebileceği bildirilmiştir. Diğer taraftan iskenderiyeli Kosmas İndikopleustes (545-549 arası) ile Bizans tarihçisi Prokopios (545-550 arası)'un eserlerinde ve eski Hind vesikalarında aynı kavimden Ak Hun'lar (Bizans: Devkhoi Ounni ; Hind: Şveta-Huna) diye bahsedilmiştir. 520 yılında Ak Hun-Eftalit hükümdarını ziyaret eden Çinli seyyah Song Yün'ün notlarından bu kavmin Hun'larla akrabalığı anlaşılıyordu. 5. asrın ilk yarısın­da Sâsânî'lerle çarpışan Ak Hun hükümdarı "Khakan" unvanını taşıyordu ve Af­ganistan bölgesindeki Ak Hun prensinin unvanı da "Tegin" idi. Bölge yerli halkının iranî asıldan olduğu şüphesizdir.

Ak Hun-Eftalit meselesi son zamanlarda bilhassa K.Czegledy'nin geniş araştır­ması ile oldukça açıklık kazanmış görünüyor. Buna göre, tarihî gelişme m. 350 yıllarında Altay'lar havalisinden batıya doğru cereyan eden büyük göç hareketi ile ilgilidir, iç Asya'da Hun idaresinden sonra iktidara gelen Sien-pi'lerin yerine kurulan büyük Juan-juan devleti 'nde Uar ve Hun adlarında iki kabile grupu 350'lilerde bilinmiyen bir sebeble o devletten ayrılarak bugünkü güney Kazakistan bozkırına gelmiş, buranın eski Hun halkını Volga'ya doğru ittikten (Avrupa Hunları) az sonra güneye yönelerek Afganistan'ın Toharistan bölgesine inmişti. 367'ye doğru, buradaki eski Kuşan (Büyük Yüe-çi) ülkesine hükmeden "Kidarita" hanedanı (ihtimal iran asıllı)'nı da Baktria (Belh havalisi)'ya süren bu İç Asyalı kütle, söylen­diği gibi, Uar (= Avar) ve Hun kabileler birliği idi. Bu birlik daha sonra Kang-kü (Çu-Mâveraünnehir) ve Sogd (Semerkand ve havalisi)'nun hâ­kimleri olarak (Çincedeki Hiung-nu ve Avrupa dillerindeki Hun şekilleri arasında mahallî söylenişlere göre bazı ufak değişiklikler gösteren) yukarıda sıraladığımız adlar altında anılmıştır. Hâkimiyetini batıda Hirkania (Gurgan. Hazar denizi­nin giineyj)'ya kadar genişleten bu devlet 5. asır ortalarından itibaren Heftal adında yeni bir hükümdar âilesine sahip olmuş (bu ad ilk defa 457'de görülüyor) ve yıkıl­dığı 557 yılına kadar hem sülâle, hem kavim olarak-öteki adlar ve Ak Hun adı ile birlikte- bu adı da taşımıştır. Yapılan tesbitlere göre, devlette rol oynayan kabileler­den bazıları şunlardı: Kadis-hun (Herat civarında. Pers kaynaklarında Hvon. Proko- pios'da Eftalit diye zikredilen bu kabile sonra İran'ın batısına göçmüştür;"Kadisiya" yer adının menşei), Zavul (Zabul; bundan Zâbulistan), Çol (Çöl ? Gurgan =Curcani- ye, havalisinde), Kermikhion (Karmir-hyon=Kızıl? Hun), Askil-Eskil . Bun­lardan hiç olmazsa bir kısmının yerli olduğu aşikârdır.

 

Sogd bölgesini ele geçirdikten sonra İran üzerine baskı yapan Uar-hun'ların 9 yıl kadar süren (358'e doğru) şiddetli hücumları karşısında yıkılma tehlikesi ge­çiren Sâsânî imparatorluğu Şapur ll'nin gayretleri ile kartuldu. Hattâ iki taraf arasında ittifaka varan bir aniaşma oldu ve bu durum üç nesilden fazla bir süre devam etti (bu arada, Şapur'un, 359'da Amida (Diyarbakır)'yı kuşatmasında yardımcı ola­rak Hun kuvvetleri de bulunmuştu). Fakat Bahram Gor zamanında (420-438) başla­yan yeni taarruzlar (427'den itibaren), Sâsânî'leri sarstı. Sogd bölgesinden Ceyhun’un güneyine doğru gelişen istilâ hareketinin Bahram Gor tarafından başarı ile durdu­rulması onun en şöhretli ("kurtarıcı") iran imparatorlarından sayılmasına vesile ol­du. Halefi Yazdgird II zamanının (438-457) sonlarına doğru Uar-Hun(AkHun)'ların başında büyük hükümdar, Eftal (Abdel) hanedanından, Kün-han (Kun-kan), Priskos'da Kougkhas, iran iç işlerine karışa­rak, himayesine aldığı velîahd Peroz (Fîrûz)'u Sâsânî tahtına çıkarmış (459-484), hâkimiyetini Kuzey Hindistan'a doğru genişleterek orada, başında Skandagupta'mn bulunduğu Gupta devletini dağıtmıştı (470'e doğru). 484 yılında Ceyhun kıyıla­rında Ak Hun-Eftalit'ler tarafından mağlûp edilerek Herat bölgesini kaybeden ve yıllık vergiye bağlanan Sâsânîler (195) 'in bu sırada geçirdiği dinî-içtimaî bir sar­sıntı ülkelerini ihtilâle sürükledi. Bu, Mazdek isyanı idi. Mazdek, Mani inancındaki "ikili" telâkki (ışık-karanlık, iyilik-kötülük mücadelesi) üzerine sosyal huzursuzluk âmillerini de ekliyerek, o tarihlerde yorulan ve iktisadî darlık içine düşen topluluğu kurtarmak iddiası ile, düşüncelerini yaymağa başlamıştı. Buna göre, insanların saade­tini bozan iki unsur vardı. Biri servet, diğeri kadın. Bunların her ikisi de herkesin or­tak malı olduğu takdirde yeryüzünden kötülük kalkacaktı. Bu tipik komünist propa­ganda neticesinde arazi ve servet sahipleri ile âile müessesesine karşı kışkırtılan halk, Mazdek ve müridleri tarafından ayaklandırıldı. Din adamları ve asiller öldürüldü, kadınlar tecavüze uğradı, evler ve konaklar yağmalandı, tahrip edildi. Devletin sıh­hat kazanacağı hususunda Mazdek'e inanmak gafletini gösteren Şah Kavad (veya Kubad, 488-496 ve 498-531) da hapsedilmişti; fakat o kurtulmak imkânını bularak komşu Ak-Hun'lara sığındı (496). İran'da olup bitenleri yakından takip eten Ak-Hun hükümdarı, insanlık yararına hiçbir şey göremediği Mazdek hareketini kırıp yok etmek için, Kavad'ı 30 bin kişilik Hun süvari birliği başında iran'a gönderdi. Bu suretle Şah, ihtilâli bastırdı (498-499) ve hâdiselerin gelişmesinden felâketin derecesini kavrayan halkın da yardımı ile Mazdek ve taraftarları yakalanarak idam edildi. Tabiatiyle temizlik ve ülkenin sükûnete kavuşturulması uzun bir zamana ihtiyaç gösterdiğinden, Sâsânî imparatorluğunda hak, adalet ve mülkiyet esasında normal nizam, daha ziyâde, Kavad'ın oğlu Husrev l.Anûşîrvân (531-579) devrinde kurulmuştur ki, bu şehinşah tarihte "Âdil" lâkabı ile anılır .

Çin kaynaklarına göre, iç Asya'da Hoten, Kuça, Aksu, Kâşgar ve etrafını hâkimiyetlerine alan Ak Hun-Eftalit'ler, bu arada Kuzey Hindistan'ı da zap­tetmelerdi. Bu harekât "Tegin" unvanını taşıyan ve Kâbil'de oturan Toramana adındaki başbuğ tarafından idare edilmişti. 6 yüzyılın ilk yarısında ise Toramana'nın oğlu Mihiragula (Gollas, 515-545) imparatorluk güney kanadının en azametli hükümdarı görünmektedir. Ordusunda daima 700 savaş filinin bulunduğu rivayet edilir. Fakat budist rahipler (Song Yün ve ondan bir asır sonra buraya gelen Hiuen-tsang) bu "Huna kıralı"ndan hoşlanmamışlardır. Çünkü Mihiragula budizmi ülkesi halkı için tehlikeli sayıyor ve budistleri kontrol altında tutuyordu, Buna karşılık, iskenderiye'den Hindistan'a giden tüccar (sonra keşiş) Kosmas tarafından ve 530 tarihli Gvvalior kitâbesi ile sanskrit yazılı "Keşmir vakayinâmesi"nde Mihira­gula Hindistan'ın en büyük hükümdarı olarak tasvir edilmektedir.

İran'da Anûşîrvân büyük bir devlet adamı olarak belirdikçe Ak Hun- Eftalit'ler sönükleşti. 552 yılında Orta Asya'da Gök-Türk hâkanlığı kurulup İstemi Yabgu Mâveraünnehir bölgesinde faaliyete geçtiği zaman ise, iki büyük imparatorluk ara­sında sıkışan Ak Hun-Eftalit devletinin, Gök-Türklerin mücadeleye giriştikleri Juan-Juan'larla olan siyâsî ve sihri rabıtaları da fayda vermedi. Anûşîrvân ile İstemi­nin ortaklaşa hareketleri neticesinde Ak-Hun iktidarı yıkıldı ve ülke Gök-Türklerle Iran'ltlar arasında paylaşıldı (557)

Üç kol hâlinde gelişmiş olan Hun siyâsî hâkimiyeti-Kafkasya'daki (Derbend kuzeyi-Hazar denizi arasında) Hunların Hazar Hâkanlığı idaresine girinceye kadar süren kısa hâkimiyetleri dışında- bu suretle tarihe karışmakla beraber, Hunlara mensup Türk soyundan çeşitli kütleler, büyük Hun çağında şahsiyetini bulan zengin kültürleri ile, göreceğimiz gibi, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında, Tabgaç, Gök- Türk, Türgiş, Karluk, Uygur, Oğuz, Bulgar, Sabar, Hazar, Kuman, Peçenek vb. gibi türlü adlar altında ve yeni, güçlü devletler, imparatorluklar kurarak yaşamağa devam etmişlerdir. Türk milleti denilen büyük âilenin çocukları olan bu kütleler, aynı za­manda Rus, Macar, İslâv-Bulgar, Romen, Gürcü devletlerinin kuruluş ve gelişmele­rinde başlıca rol oynamışlar ve daha sonraki bütün İslâm-Türk siyâsî teşekküllerine askerî, hukukî ve sosyal yönlerden anakaynak vazifesini görmüşlerdir.

 

 



BİRUN

                                               BİRUN

Birun,Farsça bir kelime olup dışarı demektir. Enderun’unı zıddı olarak kullanılmıştır. Birun., babü's-saade'de başlar. Bu kapının hemen gerisine Fatih Sultan Mehmed tarafından arz odası yaptırılmıştı. Bayram tebriki, elçi kabulü gibi merasimlerde ve ayak divanı ya da galebe divanıgibi olağandışı toplantılarda babüs- saade önünde padişah için bir taht kurulurdu. Adı geçen bu kapıda,padişahın taşra hizmetlerine bakan teşkilat yer alırdı. Bunlar:

-Yaya hassa ordusu ve en kalabalık sınıf olan yeniçeriler,

-Altı bölükten müteşekkil atlı hassa ordusu kapıkulu süvarileri,

-Osmanlı ordusunun en önemli unsurlarından olan topçular,

-Padişahın hakimiyet sembolleri olan bayrak, tuğ ve askeri bandosu demek olan ve çadır ve otağ hizmetlerine bakan mir-i alem'in amirliğindeki mehterler,

-Padişah saray dışına çıktığı zaman göz alıcı kıyafetleriyle etrafında parlak bir maiyet teşkil eden müteferrikalar. Bunlar ekabir çocuklarından, beyzadelerden ve enderun'dan çıkmış iç oğlanları'ndan meydana gelirdi.

-Bi'run'daki ziyafet işlerine bakan çeşnigirbaşı idaresindeki çeşnigirler,

-Padişahın emrini gereken yerlere ulaştıran ve emrin uygulanmasına nezaret eden çavuşlar ve kapıcılar. Bunların amirlerine de çavuşbaşı, kapıcıbaşı ve kapıcılar kethüdası denirdi. Bunlar yabancı ülkelere elçi olarak da gönderilirlerdi.

Mirahur idaresindeki padişaha ait çok sayıda at da birun'un önemli bir bölümünü teşkil ediyordu. Seferde kullanılmak ve ya hediye vermek için beslenen bu hayvanlar en iyi cinsten ve çok iyi terbiye edilmişlerdi.

Çakırcıbaşı denilen bir komutanın emrindeki bölükler de padişahın av işlerinden sorumlu idi. Osmanlı padişahlarının çoğu avlanmayı severdi. Bunun için sarayda çeşitli av köpekleri ile doğan, şahin, balaban vs. türünden yırtıcı av kuşları beslenirdi. xv. yüzyılın ortalarında binden fazla av köpeği ve iki binden fazla av kuşu bulunduğu bildirilmektedir.

XV. Yüzyılda bu grupların amirleri rütbe ve derecelerine göre şu şekilde sıralanıyordu:

Yeniçeri ağası, mir-alem, kapıcıbaşı, mirahur, çakırcıbaşı, çeşnigirbaşı, süvari bölük ağaları, çavuşbaşı ve kapıcılar kethüdası. Bunlara rikab veya özengi ağası denirdi. Rikab ağaları enderün' daki odalardaki yüksek rütbeli ağalardan tayin olunur, terfi ettiklerinde sancakbeyi olarak eyaletlere gönderilirdi. Rikab ağalarını derece sırasına göre cebecibaşı ve topçubaşı takip ederdi.

Bahsedilen bu bölüklere giren erler de kul sistemi içerisinde daha üst kademeye geçememiş olanlar idiler. Yeniçeriler Anadolu'daki Türk çiftçi ailelerinin yanında yetişmiş, sonra Gelibolu ya da İstanbul'daki acemi ocağı'nda eğitim görmüş olanlardan, yahut padişaha ait bahçelere bakan bostancılar arasından gelirlerdi. Çavuşlar ve kapıcılar, genellikle bostancılar veya saray mutfağında ve fırınlarda çalışanlar arasından seçilirlerdi.

 

Kapıkulu süvari bölükleri neferleri ise umumiyetle devlete ait diğer saraylarda eğitim görmüş iç oğlanlarından idiler.

Yeniçeriler, süuariler, çauuşlar, kapıcılar, müteferrikalar saray dışında görev almak istediklerinde geliri yüksek zeamet ve timarlar alırlardı. Dirliklerinin geliri aldıkları ulufeye göre hesap edilirdi. Yevmiyelerinin her akçası için bin akçelik timar verilirdi. Mesela günde 10 akçe yevmiye alan 10 bin akçalık tımara müstahak olurdu.

XVI. yüzyıldan sonra özengi ağaları taşrada beylerbeylik ve vezirlik gibi daha yüksek makamlara atanır olmuşlardır. Birun'daki ağalar da padişahın şahsi hizmetini görenler arasından seçildiği nazar-ı itibara alınırsa, taşrada görevalan sancakbeyi ve beylerbeyilerin çoğunluğunun padişahın hizmetinde bulunmuş, onun
bizzat tanıdığı kişiler olduğu anlaşılır.

Birun' da bu sayılanların dışında daha birçok hizmet ve görev erbabı vardır. Mesela sarayın giyim kuşam işlerine bakan, hil'at ve kürk gibi özel elbiseleri hazırlayan yüzlerce terzi ve sanatkar zikre değer. Saraydaki tezgahlarda ve kumaş atölyelerinde devrin en güzel ve en kaliteli kumaşları, kadifeleri, kemha ve atlasları dokunmakta idi.

Ayrıca altın ve gümüş para basımı ile uğraşan darphane eminliği de sarayda idi. Saray, cami, köprü, yol vs. nin inşa ve tamirine bakan şehremini, mimarbaşı, hekimbaşının maiyetindeki hekimler, müneccimbaşı ve müneccimler, saray imam ve müezzinleri, aşçılar, oduncular, arabacılar vs. gibi daha bir sürü hizmetkar ve
sanatkarlar saray halkını oluşturuyordu.

Kısacası saray, yalnız idare ve ordu için değil, Osmanlı ekonomik, sosyal ve kültür hayatı gibi çok çeşitli faaliyet sahaları için de kaliteli bir üretim merkezi durumundaydı. Kendi mesleğinde zirveye çıkmış insanlar, burada toplanmıştı.

Kapı kullarının mevcudu 1432'de 5 bin, 1475'de 12.800 idi. 1566'da bu sayı 50 bine yakındı. 1609'da ise 90 bini aşmıştır. Bu artışın temel sebebi yeniçeri ve sipahilerin artmasından kaynaklanmaktadır.



GENEL TÜRK TARİHİ

GENEL TÜRK TARİHİ
1- İslamiyet'inin Hindistan'a yayılmasında etkili olan Türk-İslam devleti Gaznelilerdir.
2- İslamiyet'ten Önceki Türk Devletlerinde, ölen kişinin silahı ve eşyalarıyla birlikte gömülmesi, ölümden sonra da hayat olduğuna inandıklarını göstermektedir.
3- Macaristan'da yapılan kazılarda Avarlar'a ait pek çok tunç, gümüş ve altın ziynet eşyası bulunmuştur. Bu bilgiye bakılarak Avarlar'ın değerli madenleri tanıdıkları söylenebilir.
4- İslamiyet'ten Önce kurulan Türk Devletlerinde, devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı yere Kurultay denir.
5- Türklerin Orta Asya'dan göç etmelerinin en önemli nedeni, Kuraklık nedeniyle ekonomik sıkıntı içinde olmalarıdır.
6- Orta Asya'da Türklerin takvim düzenlemiş olmaları, Gökbilim ile ilgilendiklerini göstermektedir.
7- Türkler önceleri göçebe bir yaşam sürdükleri için, yaptıkları sanat eserleri taşınabilir nitelikteydi. Sanat eserleri arasında halıların yaygın olması buna bir kanıt olarak gösterilebilir.
8- Anadolu Selçuklu paralarını, Osmanlı paralarından ayıran özelik; paralarının üzerinde Sultanların portreleri ve aslan resimleri bulunmasıdır.
9- Uygurların Budizm ve Maniheizm dinlerini kabul etmeleri, sanat alanında gelişmelerinde etkili olmuştur.
10- Türk Devletlerinde, önceki dönemlerde ekonomik etkinlikler yalnız hayvancılığa dayanıyordu. Daha sonra bu durum değişmiş, tarım önem kazanmıştır. Tarım Uygurlar zamanında önem kazanmaya başlamıştır.
11- Karahanlılar Devletinin Türk tarihindeki önemi; İlk Müslüman Türk devleti olmasıdır.
12- Anadolu Selçuklu döneminde esnaflar, Ahi topluluğu olarak örgütlenmiştir.
13- Selçuklular bölge veya eyaletlerin başına idareci olarak atadıkları şehzadelerin yanına ''Atabey'' ünvanlı kişileri de verirlerdi. Bu uygulamadaki temel amaç şehzadeleri devlet yönetimiyle ilgili konularda yetiştirmek.
14- Türk Denizciliğinin Anadolu Selçukluları Dönemine kadar gelişmemesinde başlıca etken, Ülke topraklarının coğrafi konumudur.
15- Çin'den başlayarak Ön Asya'ya ulaşan İpek Yolu'nun geçtiği yerler zaman zaman değişmiştir. Güçlü devlet ve kabilelerin tutumlarında değişme olması bu durumun oluşmasında etkili olmuştur.
16- Türk adının millet olarak geçtiği, Türk Edebiyatı ve Tarihinin ilk yazılı örnekleri olan edebi metinler, Orhun Anıtlarıdır.
17- İslamiyet öncesi Türklerde her türlü devlet işlerinin görüşülüp, karara bağlandığı kuruma Toy (Kurultay) denir.
18- Malazgirt savaşından sonra Anadolu'da kurulan ilk Türk Beyliklerin, Artukoğulları, Saltukoğulları, Danişmentliler, Mengücekoğulları dır.
19- Selçuklularda ve Osmanlılarda gelişemeyen sanat dalı heykelciliktir.
20- Türkiye Selçuklu devletinde İznik ve Konya başkentlik yapmış şehirlerimizdir.
21- İslâmiyet öncesi Türk tarihinin ve edebiyatının en önemli Türkçe kaynaklarından biri olan Orhun Yazıtları, Kutluk (II. Göktürk) devleti dönemine aittir.
22- Türk devlet yöneticileri İslâmiyet öncesi dönemde, Kağan ünvanını kullanmışlardır.
23- Uygurlara ait destanlar, Türeyiş ve Göç destanlarıdır.
24- Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelam, İslami bilimlerdir.
25- Öğrenimin vakıflar sayesinde ücretsiz olarak sürdürülmesi ve İslâm dünyasına yayılması, Selçuklular döneminde gerçekleşmiştir.
26- Nizamülmülk, Alparslan'dan aldığı yetki ile hangi kurumun açılmasında Türk İslâm tarihinde ilk olmuştur? Bağdat Nizamiye Medresesi
27- Anadolu Selçuklu Devletinde ticareti geliştirmek için gerekli ana yollar üzerinde, Kervansaraylar inşa edilmiştir.
28- Edirne ilinde, Anadolu Selçuklu devletinden kalma eser bulunmaz.
29- Türk İslam devletlerin de Sultanın Müslüman halkının gözünde meşru bir egemen güç olarak kabul edilmesi, Hutbe ile sağlanırdı.
30- Orta Asya Türklerinde varlığı sürekli olmayan toplumsal ve siyasal birime Budun denir.
31- Yenisey Yazıtları ve Manas Destanı, Kırgızlara aittir.
32- İslamiyet öncesi Türk Devletlerinin ortak özellikleri; Devlet boyların birleşmesiyle kurulur, Temel ekonomik yapı hayvancılığa dayalıdır, Önemli kararlar Kurultay tarafından alınır, Yerleşik yaşam biçimi yaygın değildir
33- İslamiyet öncesi kurulan Türk devletlerinden Uygurlar bir çok yönüyle diğerlerinden farklı özelliklere sahiptir.
34- Orta Asya Türklerinde ceza infaz sisteminde uzun süreli hapis cezalarının uygulanmamış olmasının temel nedeni, Göçebe yaşam biçiminin egemen olmasıdır.
35- Malazgirt Savaşı'ndan sonra başlayan Anadolu'nun Türkleşmesi sürecinin başlarını araştıran bir kişi dönemin mimari eserlerini öncelikle, Erzurum yöresinde araştırması gerekir.
36. Anadolu Selçuklularında yer alan mimari yapılardan kervansaray ve Bedesten doğrudan ticari faaliyetlerle ilgilidir.
37- Anadolu Selçuklu plastik sanatında en çok işlenen konu, İnsan-Hayvan-bitki
38- İslam öncesi Türk Devletlerinde; I. Önemli kararlarda Kurultaya danışırlar II. Yönetimde öncelik hanedana aittir.III. Hakanların yetkileri töre tarafından sınırlandırılmıştır.IV. Hakanların önemli dini törenleri doğrudan yönetmeleri istenirdi.
39-Anadolu Selçukluları ve Osmanlılarda birçok hizmeti bir arada vermek için inşa edilen külliyelerin ana yapısı Camidir.
40- Anadolu Selçuklu dönemine ait eserler; Sivas Gök Medrese - Eşrefoğlu Camii - Sultan Han
41-Anadolu Selçuklularında dini, sosyal, kültürel etkinliği bir arada verilmesini sağlayan mimari yapılara Külliye denir.
42- Türk-İslam devletlerinde Saltanatın Müslüman halk tarafından meşru görülmesi için Sultan adına hutbe okutulur, Para bastırılırdı.
43- İslam öncesi Orta Asya'da heykel sanatının geliştiğini söyleyen biri Orhun Anıtlarını görüşlerine kanıt olarak gösterebilir.
44- Orhun yazıtlarının özellikleri; Türk adının geçmesi, Türkçe yazılmış olması, İlk Türk alfabesinin kullanılması, İlk milli yazılı kaynak olması, Göktürkler Hakkında bilgi vermesi.
45- Gök-Medrese, Sultan Han, Gevher Nesibe Külliyesi, Keykavus Şifahanesi Anadolu Selçuklu dönemine aittir.
46- İslam Öncesi Türk devletlerinde boy beylerinden oluşan Kurultay, hakanın seçiminde etkili rol oynardı. Kurultay başarılı olamayan halkına refah sağlayamayan töreye aykırı hareket eden hakanı görevden alabilirdi. Bu bilgilere dayanarak; Hükümdarlar yasalara uymak zorundadır, Hakanların halka karşı sorumlulukları vardır, Hükümdarların yetkileri sınırlıdır, Kurultay devlet yönetiminde etkilidir. Yargılarına ulaşabiliriz.
47- Uygurlarda; I. Ticaret ve tarımın gelişmesi II. Şehir kültürünün yaygınlık kazanması III. Kütüphanelerin açılması Uygurların yerleşik yaşama geçtiklerinin kanıtlarıdır.
48- İslam Öncesi Türk Devletlerinden,
- Büyük Hun İmparatorluğu döneminden kalan kurganlarda bulunan taşınabilir malzemeden yapılmış silahlar, eyerler ve elbiselerin hayvan resimleriyle süslendiği görülmüştür.
- Göktürkler döneminden kalan kurganlarda ise, altın ve gümüşten yapılmış süs eşyaları, demirden yapılmış kılıç ve mızrak gibi silahlara rastlanmıştır.
Bu bilgilere dayanarak Türklerle ilgili olarak Savaşçı özellik taşıdıklarının, Madenlerden yararlandıklarının, Ölümden sonraki yaşama inandıklarının, Sanatı yaşam biçimine göre geliştirdiklerinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.
49- -Atabeyler Selçuklular döneminde Şehzadeleri eğitmekle görevlidir. - Bağımsızlıklarını ilan etmeleriyle Selçuklu Devletinin yıkılışını hızlandırmışlardır.
50- Sivas'ta bulunan Keykavus Şifahanesi Anadolu Selçuklu döneminde yapılmıştır.
51- Orta Asya devlet ve toplum hayatını düzenleyen törenin en temel özelliği yazısız olmasıdır.
52- II.Göktürk Devleti bazı özellikleri; İlk Türk alfabesini yaratmışlardır.Sosyal devlet anlayışını sürdürmüşlerdir. Uygurlar tarafından varlıklarına son verilmiştir.
53- Uygurların Budizm ve Maniheizm dinlerini kabul etmeleri Sanat alanında gelişmelerinde etkili olmuştur.
54- Karahanlılar; Devletin resmi dili Türkçe'dir, Kutadgu Bilig bu dönemde yazılmıştır, Devlet ailenin ortak malıdır, İlk Türk-İslam devletidir.
55- Selçuklu Devletinde, din ve ırk ayrımı yapmadan halka boş araziler üretim artışına ulaşmaya çalışılmıştır.
56- Anadolu Selçukluları, Kervansaraylar ve Loncalar ile üretim ve ticaret hayatını düzenlemeyi ve geliştirmeyi amaçlamışlardır
57- Türkler tarihte pek çok devlet kurmuşlardır. Bu devletler belli bir zaman sonra yıkılmışlardır. Büyük Selçukluların yıkılma nedenlerinden en önemlisi; Ülkenin hanedan üyeleri arasında paylaşılmasıdır.
58- Orta Asyada kurulan Türk Devletlerinin kısa sürede parçalanıp yıkılmasında Ülkenin hanedana ait olması etkili olmuştur.
59- Orta Asya'da Uygurlara ait şehirlerde Kervansarayların yanında Hristiyan, Budist ve Maniheist mabetlerinin kalıntılarının yan yana bulunmuş olması;
İnanç özgürlüğünün olduğunun, Ticari faaliyetlerin yaygın olduğunun, Hoşgörülü bir toplumun yaşadığının, Yerleşik yaşama geçildiğinin göstergesidir.
60- Karahanlılar İslamiyeti kabul ettikten sonra da ülkeyi eski Türk geleneklerine göre doğu-batı olarak ikiye ayrılmışlardır. Bu durum Geleneklere bağlılığın devam ettiğinin göstergesidir.
61- Anadolu Selçukluları tarafından Karadeniz'de Sinop, Akdeniz'de Alanya alındıktan sonra tersaneler kurulmuştur. Bu uygulamanın temel amacı öncelikle deniz ticaretini geliştirmektir.
62- Anadolu Selçuklularında Ahi örgütlenmesi içinde zanaatkarlar yer almıştır.
63- Uygurlardan önce Türk Tarihinde tapınak ve saray gibi yapılar azdı. Bu durum Türklerin yerleşik yaşama geçmemelerinden kaynaklanmaktadır.
64- Göktürk anıtları Türkçe yazılan ilk belgelerdir. Uygurlarda dinsel metinlerinde Türkçe'yi kullanmışlardır. Karahanlılarda edebi dil Türkçedir. Bu durum Eski Türklerin Milli bilinci koruduklarının göstergesidir.
65-İslamiyetten önce Türk Sanatında daha çok metal, ahşap ve deri gibi malzemeler ve taşınabilir küçük boyutta eserler yapılmıştır. Göçebe yaşam sürdüklerinden malzeme ve sanat eserleri bu şekilde yapılmıştır.
66- Türk-İslam edebiyatının ilk örnekleri Karahanlılar zamanında ortaya konulmuştur.
67- Gaznelilerin İslam tarihindeki en önemli özelliği Hindistanı İslamlaştırmalarıdır.
68- Selçuklular ve Harzemşahlar İkta sistemini kullanmışlardır.
69- İlk Türk Devletlerinden Uygurlar Şehirler kurarak, günümüze kadar gelen evler, tapınaklar, saraylar inşa etmişlerdir.
70- Türklerin göçebe bir hayat tarzından yerleşik toplum düzenine geçmeleri, beraberinde pek çok değişiklik getirmiştir. Ekip biçme aletlerine sahip olmaları bu değişiklikten biri olduğu savunulabilir.
71- İslamiyetten Önce Türk Devletlerinde Kağanın eşine ''Hatun'' denirdi. Elçileri kabul etme yetkisinin olması, kağanı temsil etme yetkisinin olduğunu gösterir.
72- İslamiyetten Önceki Türk Devletlerinin gelenekleri arasında; Siyasi, ekonomik, kültürel işlerin kurultayda görüşülüp karara bağlanması ve kimin kağan olacağının belirlenmesinde bazı özelliklerin ölçüt alınması ''demokratik'' yönetim özellikleri ile bağdaşmaktadır.
73- İlk Türk Devletlerinde hükümdarlar devleti yönetmenin kutsal bir görev olduğuna ve bu görevin kendilerine Tanrı tarafından verildiğine inanırlardı. Devleti yönetirken töreye uygun davranmak zorundaydılar. Töre ise Türk gelenek ve göreneklerinden meydana geliyordu. Bu bilgilere dayanarak hükümdarların yetkilerinin sınırsız olmadığı sonucuna varılabilir.
74-Orta Asya'da Türklerin yaşadıkları bölgelerde yapılan arkeolojik kazılarda sulama kanallarına rastlanmıştır. Hunlar ve Göktürkler devrine ait tahıl ambarları bulunmuştur. Göktürklerin, Çinlilerden ziraat aletleri ve tohumluk tahıl istedikleri bilinmektedir. Uygurların kurduğu sebze ve meyve bahçeleri hakkında Çin kaynaklarında bilgiler mevcuttur. Bu bilgilere göre Orta Asya Türkleri Tarımsal Faaliyetlerde bulunmuşlardır.
75- Orhon alfabesi Türklere özgü alfabedir.
76-Anadolu Selçukluları mimari yapıların iç ve dış süslemelerinde çini, taş, ahşap kullanmışlardır.
77-Batman Yakınlarındaki Hasankeyf'te Artuklular'a ait eserler bulunmaktadır.
78-Uygurların, hayvan ve toprak vergisi almaları onların yerleşik hayata geçtiklerinin kanıtıdır.
79- Eski Türk Devletlerinde,Devlet meselelerinin karara bağlandığı yer Kurultay (İl veya Toy) denir.
80-Orhun kitabeleri, Göktürkler dönemine aittir.
81-Orta Asya'da Hunlarla ilgili yapılan kazı çalışmalarında mumyalanmış cesetler, at iskeletleri ve halılar bulunmuştur. Bu bilgiler Hunları'nn Ahiret hayatının vargına inandıklarını göstermektedir.
82-Orhun abideleri ;I- İlk siyasi yapıtımızdır., II- Türk tarihi ile ilgili bilgi vermektedir. II- İlk yazılı Türk kaynaklarıdır.
83-Orta Asya Türk devletlerinde sosyal hayatı düzenleyen ve yazılı olmayan kurallara Töre denir.
84-Türk-İslam dünyasında pozitif bilimler Farabi ile başlamıştır.
85-Kayseride bulunan Gevher Nesibe Şifahanesi Anadolu Selçukluları dönemine aittir.
86-İslamiyet'ten önceki Türk Devletlerinde hükümdarın egemenlik hakkı ile ilgili olarak hangisine inanılırdı? Tanrı tarafından verildiğine
87- Orhun kitabelerinin tarih açısından önemini belirleyen özellikler ; a) Türk adının geçmesi ve Türkçe yazılmış olması Göktürkler ile ilgili ayrıntılı bilgi vermesi) Türk yazısının en eski alfabesi ile yazılması d) Siyasi bir beyanname olması e) VIII. yüzyılda yazılmış olması
88-Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde; :Bağdat'a Nizamiye medresesinin kurulması, .Medreselerde din bilimlerinin yanında pozitif bilimlerinde okutulması Yeni bir takvim düzenlenmesi sosyal hayatı olumlu yönde etkilemiştir.
89- Anadolu Selçuklu Devletinde 1. Mesut zamanında ilk kez basılan para bakır, 2. Kılıçarslan zamanında basılan para gümüş, 13. yüzyılda basılan para ise altındır. Bu duruma dayanılarak, Anadolu Selçuklu Devleti ekonomik ve siyasal gücü giderek artmıştır yargılarına varılır.
90-Orta Asya'da belirli tarihlerde kurulan Türk Devletlerinin kısa sürede yıkılmalarının sebebi nedir? Birçok boyun birleşmesinden meydana geldiği için
91-İslamiyet Öncesi Türk Devlet Geleneklerinde, hükümdar eşleri hükümdarın yanında Kurultay'a katılırlar ve elçi kabullerinde bulunurlardı. Bu durum kadınların da devlet yönetiminde söz sahibi olduğunu gösterir.
92-Orta Asya Türk Birliğini İlk defa Büyük Hun İmparatoru Mete Han Kurmuştur.
93-İslamiyetten Önceki Türk devletlerinde ordu tamamen Türklerden oluşturulurdu.
94-İslamiyetten Önceki Türk Devletlerinde inanış olarak genelde Göktanrı dini esastır.
95-Göktürkler ; 552 tarihinde Ötüken'de kuruldular. Devlet sorunlarının çözüm yeri Kurultay'dı. Devlet düzeni ve toplum ilişkileri Törelere göre düzenlenirdi. Ordu, Onlu sisteme göre kurulmuştur.
96-Eski Türk Devletlerinde en büyük yetki hükümdara aitti.
97-İslamiyet'ten Önce Orta Asya'da kurulan Türk Devletlerinde ekonomik hayatın temeli hayvancılığa dayalıdır. Uygurlar'da ise ekonomik hayatta tarım ve ticaret ön plana çıkmıştır.
98-Asya'da birbirlerinden ayrı yaşayan Türk Boylarını Birleştirip tek bayrak altında toplayan İlk Türk Kağanı Mete Handır.
99-Selçuklularda resmi yazışmalar Farsça idi. Medreselerde eğitim Arapça yapılıyordu. Halk ve Ordu kesimi ise Türkçe konuşuyordu. Bu durum Selçuklularda Türk dilindeki gelişmenin yavaşlamasına sebep olmuştur.
100-Anadolu Selçuklularının, Anadolu'nun imarına özen göstererek özellikle yollar, hanlar, kervansaraylar ve karakollar yapmalarının amacı, Ticareti geliştirmek ve güvence altına almak.
101-Türk-İslam uygarlığında Resim ve Heykelciliğin yasaklanması,. Oymacılık, kakmacılık, ve nakkaşlık gibi süsleme sanatlarının gelişmesini engellemiştir.
102-Günümüzde de kullanılmakta olan Orduda Onlu sistemi Hunlar günümüze kazandırmışlardır.
103-Türk İslam Devletlerinde, köyde yaşayanlar ile ilgili olarak; ürün üzerinden vergi verme, elindeki toprağa ona işleyebildiği sürece sahip olma,, ölüm halinde, erkek evlada toprağı işleme olanağı tanıma gibi uygulamalar yapılmıştır.
104-Türkler'in İslamiyet'e hizmetleri Abbasiler döneminde önem kazanmıştır.
105-Uygurlar, Orta Asya'daki diğer Türk Devletlerine göre Tarım, Resim ve Heykel alanlarında daha başarılı olmuşlardır.
106-Türklerin Orta Asya'da dış tehlikelerle karşı karşıya kalmaları ve topraklarının doğal sınırlarla korunmamış olması, Askerlik alanında yeteneklerinin gelişmesine neden olmuştur.
107-Yazıyı kullanan İlk Türk Devleti Göktürkler'dir.
108-Türklerin geleneksel dini olan Şamanizm'in diğer dinlerin etkilerine açık olması, Türkler arasında çeşitli dinlerin yayılmasına ortam hazırlamıştır.
109-Türk-İslam sanatında, çeşitli amaçlara hizmet eden yapı topluluğuna Külliye denir.
110-Türk r11;İslam devletlerinde kişiler, bahçe yapabilme hakkına sahipti
113-Orta Asya'da kurulan Türk Devletlerinde yönetimin özellikleri; Ülke bölümler halinde yönetilirdi, Devlet Yönetiminde ''töre'' lere uyma zorunluluğu vardı, Hatun (hükümdarın eşi) kurultay'a katılırdı, Devlet yönetme yetkisinin hükümdara Tanrı tarafından verildiğine inanılırdı.
114- Türklerin tarih boyunca değişik ülkelerde yerleşmeleri, çeşitli alanlarda farklı boyutlarda gelişmeler göstermelerine neden olmuştur. Türkler askerlik alanında diğer ülkelerden en az etkilenmiştir.
115- Türk devletinin başında bulunan kimselere "Tanhu, Kağan, Han, Yabgu, İlteber" gibi çeşitli isimler verilmiştir.
116-Orhun Yazıtlarında; Göktürkler'de devlet adamlarının millete hesap vermesi, devlet ve halkın karşılıklı olarak görevlerinin belirtilmesi konuları belirtilmektedir.
117-İslamiyet'ten Önceki Türk devletlerinin dini anlayışları; Gök Tanrıya inanılması, Ölümden Sonra yaşama inanılması, Dinsel İnançlara saygı gösterilmesi, Ölen kişinin mezarının yanına, öldürdüğü düşman sayısı kadar balbal (heykel) dikilmesi.
118-Hunlar ve Avarlar, Orta Asya'da teşkilatlı devlet kurmuşlardır.
119-Türk devletinin resmî adı olarak ilk defa kullanan, yedi ve sekizinci yüzyıllarda hüküm süren (681-745) Göktürk Devletiydi.
120-Eski Türklerde, Boylar birleşerek siyasî bir birlik haline gelirse, buna "budun" denirdi. Budunun başına geçen kimseye "han" adı verilirdi.
121-Talas Savaşı (751) ; Türk ve İslam orduları ile Çin ordusu arasında yapılan meydan savaşıdır. Bu savaşın en önemli sonuçları Araplarla Türklerin arasındaki düşmanlığın azalması 2. Çin'in batıya doğru ilerleyişi durdu.
122-Dandanakan Savaşı (1040), Selçuklular ile Gazneliler arasında yapılan, Selçukluların başarısıyla sonuçlanan savaş (1040). Dandanakan Savaşıdır. Dandanakan Savaşı, İki Türk devleti arasında yapılmıştır. Bu savaş,Büyük Selçuklu İmparatorluğu 'nun kuruluşuna temel oldu.
123-Malazgir Savaşı (1071) , Türklere Anadolu'yu kazandıran, Selçuklu-Bizans Savaşıdır. 1071 yılında yapılmıştır. Malazgirt Savaşı Haçlı Seferlerinin Temel Nedenidir.
124-Miryokefalon Savaşı (1174) , Anadolu Salçukluları ile Bizans arasında yapılan savaştır. Miryokefalon savaşı, Selçuk ve Bizans tarihinin dönüm noktalarından biridir. Türklerin, Malazgirt Savaşından sonra Bizans İmparatorluğuna karşı kazandıkları ikinci savaştır. Bizans, Anadolu'da üstünlüğünü kaybetti.
125-Kösedağ Savaşı (1241), Anadolu Selçuklularının, Moğollara yenilmesiyle sonuçlanan ve 1 Temmuz 1243 tarihinde meydana gelen savaş. Türk-İslâm tarihinde, önemli bir dönüm noktası teşkil eden bu savaş, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasına sebep olmuştur.
126-İslamiyetten Önce Alfabeyi Kullanan Türk Devletleri Göktürler ve Uygurlardır, Göktürk Alfabesi ve Uygur Alfabesini kullanmışlardır.
127 Anadolu Selçuklu Devletinde, Devletin, hanedan mensupları arasında bölüşülmesinin; bölünmeye ve saltanat mücadelesine sebep olduğu görüldü.
128-Anadolu Selçukluların Ticareti Geliştirmek için yaptıkları faaliyetler: Türkiye Selçukluları, Anadolu'yu Müslüman ve gayrimüslim kavimler arasında bir köprü haline getirdiler. Dünya ticaret yollarını açıp, tedbirler aldılar. Ticarî ilişkileri zorlaştıran engelleri kaldırıp, ülkenin bir çok yerinde kervansaraylar yaptırdılar. Yolcuların, buralarda hayvanları ile birlikte üç gün ücretsiz kalma ve yemek yeme hakları vardı. Buralara gelen Müslüman ve gayrimüslim, zengin-fakir, hür-köle bütün misafirlere aynı yemeğin verilmesi ve eşit muamele yapılması esastı. Kervansaraylar ve hanlar külliye halinde olup, hepsinin cami ve kütüphanesi vardı.
129-Anadolu Selçuklularında Medreseler, eğitim amacı ile oluşturulmuştur.
130-Hakan; Eski Türk ve Moğol imparatorlarına verilen unvan
131-Büyük Selçuklu İmparatorluğu , İslamî ilimlerin eğitim ve öğretiminin yapıldığı ve zamanın fen bilimlerinin öğretildiği çeşitli fakültelere sahip, üniversite mahiyetinde büyük medreseler yaptırdılar. En büyüğü, Bağdat'taki Nizamiye Medresesidir.
132- Orta Asya Türklerinde Kurultaya katılanlara, Toygun denir.
133-Türk Tarihinde denizcilik çalışmaları ilk kez Anadolu Selçuklu Devleti döneminde başlamıştır. Bunun temel nedeni Kurulduğu yerin üç tarafının denizlerle çevrili olmasıdır.
134- 375 Kavimler Göçü sonunda Roma İmparatorluğunun gücünü yitirmesi, merkezi otoritenin bozulması ili Feodalite Rejimi ortayı çıkmıştır.
135-Orta Asya'da kurulan Türk Devletlerinde Ülkenin hükümdar ailesinin ortak malı sayılması ve hanedan üyeleri arasında paylaştırılması, Taht kavgaları sonucu devletlerin kısa sürede yıkılmasına sebep olmuştur.
136-Orta Asya Türk Devletlerinde din adamlarına, Şaman (Kam) denir.
137-İslamiyet Öncesi Orta Asya Türk Devletlerinde, İlk Düzenli Ordu teşkilatı Hunlar tarafından kurulmuştur.
138-Türk adını devlet adı olarak ilk kez Göktürkler kullanmıştır.
139-İlk Yerleşik hayat Uygurlar tarafından benimsenmiştir.
140-Anadolu Selçukluları ticari geliştirmek için, Kervansaraylar yapmışlardır.
141- Göktürklerin Türk Tarihindeki Önemi Nedir? Türk Adıyla Kurulan ilk devlettir. Orta Asya'da bulunan en geniş topraklara sahip olan Türk devleti olarak tarihe geçmiştir.
142-Oğuz Kağan Destanı-Hunlar , Alp Er Tonga Destanı- Sakalar, Türeyiş ve Göç Destanları- Uygurlar, Ergenekon ve Bozkurt Destanları-Göktürkler, Manas Destanı-Kırgızlar
143-Konya Karatay Medresesi, Anadolu Selçukluları zamanında yapılmıştır.
144- Anadolu Selçukluları 1075-1308 tarihleri arasında Anadolu'da hüküm süren müslüman bir Türk devletidir.
145-Anadolu Selçukluları'nda tümüyle devletin mali olan topraklar dirlik,vakif ve mülk olarak üçe ayrilirdi.Dirlik sultanin,kendisi için asker besleyip yetiştirmeleri koşuluyla Türkmen beylerine ve komutanlarına verdiği topraklardı.Mülk denen topraklar üstün hizmetlerde bulunanlara sultan tarafindan verilirdi.Vakıf ise han,hamam,medrese gibi kurumların giderlerini karşılaması için ayrılmış topraklardı
146-Büyük Selçuklular Döneminde Yetenekli öğrencilerin okutulmasının ve topluma kazandırılması için Selçuklu sultanları, medreseleri kurup yaygınlaştırmışlardır.
147-Konya'da bulunan; İnce Minareli Medresesi , Karatay Medresesi, Sırçalı Medrese Türk sanatının hangi dönemine aittir? Anadolu Selçukluları Dönemine aittir.
148-Kuraklık, şiddetli kış, hayvanlar arasında bulaşıcı hastalıkların yayılması ve kendi aralarındaki iç mücadeleler nedeniyle Asya (Büyük) Hun Devleti yıkılmıştır. Buna rağmen çeşitli yönlere göç eden Türkler gittikleri yerlerde birçok yeni Türk devleti kurmuşlardır. Buna göre, Türklerin gittikleri yerlerde yeni Türk devletleri kurmaları Türklerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin göstergesidir? Teşkilatçı bir özelliğe sahip olunduğunun
149- Uygurlar ; I. Bugünkü matbaanın temeli olan hareketli matbaayı kurup kitap basmışlardır.II. Mani dinini kabul ettikten sonra birçok tapınak yapmışlardır. III. Buğday, arpa, darı gibi tarım ürünleri yetiştirmişlerdir. IV. Basmil ve Karluklarla anlaşarak Kutluk (II.Göktürk) Devletini yıkmışlardır.
150- Uygurlar; Mani dinini kabul ettikten sonra birçok tapınak yapmaları ve Buğday, arpa darı gibi tarım ürünlerini yetiştirmeleri, yerleşik yaşama geçtiklerinin kanıtıdır.
151- İlk Türk devletleri merkeziyetçi özelliğe sahip değillerdi. Türk töresine göre "ülke, hanedan üyelerinin ortak malıdır" anlayışı benimsenmişti. Bundan dolayı devlet doğu - batı olarak ikiye ayrılarak idare edilir ve hanedan üyeleri arasında paylaştırılırdı. Türk devletlerinde hükümdarın bütün erkek çocuklarının tahta çıkma hakkı vardı. Türk devlet yönetimindeki bu durumun Devletlerin kısa sürede zayıflayıp dağılmasına neden olduğu söylenebilir.
152- İlk Türk devletlerinin sanatında,- Hayvanların birbirleriyle mücadelelerini konu alan motiflere yer verilmesi
- Sosyal ve ekonomik yaşamda atın binek ve taşıma hayvanı olarak kullanılması - Daha çok eyer, çadır, halı, kilim gibi kolaylıkla taşınabilir ürünlere yer verilmesi durumu hangisinin kanıtı olarak gösterilebilir? Göçebe yaşam biçiminin benimsendiğinin
153- Uygurlar ve Göktürkler yaşamları boyunca farklı topluluklarla karşılaştıkları halde milli benliklerini yitirmemişler ve Türkçe'yi kullanmaya devam etmişlerdir.Yukarıda verilen bilgilere göre hangisine ulaşılabilir? Ulusal kültürün korunduğuna
154- İlk Türk devletlerine ilişkin bazı bilgiler şunlardır;.1. Yerleşik hayata geçen ilk Türk devletidir.(Uygurlar) 2. Alfabeyi kullanan ilk Türk devletidir.(Göktürkler)
155- Hazar ülkesinde Musevi, Şamanist, Müslüman ve Hristiyanların ibadetlerini serbestçe yapabilmeleri - Uygurlarda Mani dinine, Hristiyanlığa ve Budizme ait tapınakların yanyana bulunmaları durumları göz önüne alındığında ilk Türk devletleri için? Farklı görüşlere hoşgörü ile yaklaştığı
156- İlk Türk devletlerinde, Halı, kilim ve çadır dokumacılığına önem verilmesi, Koyun, kuzu, sığır ve tilki derisinden giyim eşyaları yapılması, Yaz kuraklığı başladığında hayvanlara su bulabilmek için göç edilmesi durumlarını destekleyen en önemli yargının hangisi olduğu söylenebilir? İklim ve çevre koşulları yaşam biçiminde etkili olmuştur.
156-Göktürkler; I. Orta Asya'daki Türkleri bir çatı altında toplamışlardır.II. Tarihte "Türk" adıyla bilinen ilk devletin kurmuşlardır. III. Halı, kilim ve çadır dokumacılığında ileri gitmişlerdir.IV. Kurgan adı verilen mezar mimarisinin gelişmiştir.
157- Tarihte "Türk" adıyla bilinen ilk devleti kurmaları ve Orta Asya'daki Türkleri bir çatı altında toplamaları Göktürklerin ulusal özellik taşıyan bir devlet kurduklarının kanıtıdır.
158- Uygurların,- 18 harften oluşan bir alfabe geliştirmeleri- Çinlilerden aldıkları kağıdı kullanmaları- Bugünkü matbaanın esası olan hareketli harflerle matbaayı kurup, kitap basmaları gelişmeleri daha çok alanlardan hangisinde ilerlenmiş olduğunun kanıtıdır? Kültürel yapıda
159- Ülkenin ileri gelenleri ve boy beylerinden oluşan bir meclis olan Kurultay, yönetim işlerinde etkili olup hükümdara yardımcı olmuştur.
Orta Asya Türk devletlerine ilişkin verilen bilgiler demokratik bir özellik taşıdığı söylenebilir.
160- Türkler İslamiyet'ten önce On iki Hayvanlı Türk Takvimi'ni kullanırken, İslam dinine girdikten sonra sırasıyla Hicri Takvim, Celali Takvim, Rumi Takvim ve Miladi Takvimi kullanmışlardır.
161- İslamiyet öncesi Türk devletlerinde Kurultay adı verilen ülkenin ileri gelen boy temsilcilerinden oluşan bir meclis vardı. Kurultay'da ülkenin kaderini etkileyen, savaş, barış gibi konularda kararlar alınırdı. Kurultay'da herkes sözünü açıkça söyler, gerektiğinde hakanın uygulamaları eleştirilirdi. Fakat tüm bunlara rağmen yine de son karar Türk hakanına aitti.Bu bilgilere göre, ilk Türk devlet anlayışıyla ilgili olarak, Kurultayın kararlarının tavsiye niteliği taşıdığı, Demokratik bir yönetim anlayışının var olduğu, Kurultay'ın danışma meclisi niteliğinde olduğu
162- Ahilik, Türkiye Selçuklu Devleti döneminde (XIII. yüzyılda) ortaya çıkmış, esnaf ve zanaatkarların ticari hayatını şekillendiren sosyal bir teşkilattır. Bu teşkilat Esnaflar arasında dayanışmayı sağlamıştır, Mesleki eğitim sonucunda çırak, kalfa ve usta yetiştirerek bunlara diploma vermiştir.
163-Orta Asya Hun Türklerinin Kültürel Özellikleri göz önüne alındığında yaşadıkları bölgede yapılacak kazılarda tapınak kalıntılarının bulunması beklenmez.
164-Kavimler Göçü sonunda Vizigotlar İspanya'ya, Franklar Fransa'ya, Slavlar Balkanlara, Saksonlar'da İngiltere'ye yerleşmişlerdir. Bu durum Avrupa'da bugünkü milletler topluluğunun oluşmasına yol açmıştır.
165-Anadolu Selçukluları döneminde, Anadolu kentlerinin gelişerek han, hamam,cami ve kervansaraylarla donandığı ve zenginleştiği görülür.Bu eserler, Ticaret yolları üzerinde bulunan kentlerde daha çok yapılmıştır.
166-Hun Türkleriyle Çinliler arasındaki çatışmalar Mete Hanın ölümünden sonrada devam etti. Çinliler, Türkleri savaşlarla yenemeyeceklerini anlamışlardı. Bunun üzerine Türkleri birbirine düşürmek için propaganda yaptılar, Sonunda Büyük Hun Devleti ikiye ayrıldı. Bir süre sonra da varlıkları sona erdi. Parçaya göre bir devletin devamlılığı öncelikle Toplumda dayanışmanın güçlü olmasına bağlıdır.
167-Anadolu Selçuklularında ''Atabey'' adı verilen devlet adamlarının görevleri, Melikleri devlet yönetimine hazırlamaktı.
168-Büyük Selçuklularda eyaletlerdeki adalet işlerine kadılar bakardı.
169-Türklerin İslamiyeti Kabul etmeden önce kullanmış oldukları Takvim, 12 Hayvanlı Türk Takvimidir.
170- Hunların Avrupa topraklarına ilerlemesi, M.S. 375 yılında Kavimler Göçünün başlamasına neden olmuştur.
171-Türk Tarihinin ve Edebiyatının bilinen ilk yazılı belgesi, Orhun kitabeleridir.
172-Orta Asya Türk Kültürü ile İslam Kültürünün birleştirilerek, Türk-İslam Kültür ve Medeniyetinin kurulması Karahanlılar ile başlamıştır.
173-Tarihte İlk kez bütün Türkleri bir bayrak altında toplayan Türk topluluğu Hunlardır.
174-Türklerin, Abbasiler döneminde ilk hizmetleri daha çok askerlik alanında olmuştur.
175-Gaznelilerin Türk-İslam tarihindeki en önemli özelliği, Hindistan'a İslamiyeti götürmeleridir.
176-Anadolu Selçuklularında İkta toprakları gelirleri hizmet ve maaş karşılığı olarak komutanlara, askere ve devlet adamlarına verilen topraklardır, Bu sistemle hazineden para harcamadan ordu oluşturma amaçlanmıştır.
177-Türklerin Avrupa içlerine kadar ilerlemelerinin başlangıcı olan Kavimler Göçü Büyük Hun devletinin, dağılmasından sonra başlamıştır.
178-Anadolu Selçuklu devletinde eyaletlerdeki askerlik işlerinden Subaşı sorumluydu.
179- Orta Asya'da Avar egemenliğinin sona ermesinden sonra 552 yılında kurulmuş olan devlet aşağıdakilerden hangisidir? Göktürkler
180- Anadolu Selçukluları döneminde çiftçilere işleyebilecekleri kadar toprak verilir, topraklar ekilip biçildikleri sürece babadan oğula kalırdı.Bu durumun aşağıdakilerden hangisine karşı bir önlem niteliği taşıdığı savunulabilir? Toprakların devletin denetimi dışında el değiştirmesine
181- Asya Hunları ile Çinliler arasında yaşanan en büyük sorun aşağıdakilerin hangisinden kaynaklanmıştır? Hunlarla Çinliler arasında İpek Yoluna egemen olma mücadelesi
182- İslam dünyasında önemli bir eğitim öğretim kurumu olan Nizamiye Medresesi'ni hangi Türk devleti kurmuştur? Selçuklular
183- Büyük Selçuklularda, fethedilen toprağın fethedenin malı olması, hangisinde etkili olmuştur? Feodal beyliklerin ortaya çıkmasında
184- Anadolu Selçuklularımda ikta adı verilen toprak yönetim sistemi Osmanlılarda geliştirilerek düzenli bir şekilde uygulanmıştır.Osmanlılarda uygulanan bu toprak yönetim sistemi hangisidir? Dirlik
185- Karahanlılar Devleti, hangi özellikleri ile Göktürk Devleti'nden ayrılır? İslam dinini kabul etmesi.
186- İlk Türk devletlerinde Kurultayın savaş, barış gibi önemli konularda aldığı kararlar kağanı bağlamazdı.Buna göre, Kurultay Danışma meclisine benzemektedir.
187- İslamiyet'ten önceki Türklerde, savaştan dönen yiğitlerin ağırlandığı, yoksulların donatıldığı, dini ve milli bakımdan önemli günlerin hep birlikte kutlandığı şölenler yapılırdı.Bu şölenlerin hangisini sağladığı savunulabilir? Toplumsal Dayanışmayı
188- İslamiyet'ten önce Türk devletlerinde kağanın eşine "hatun" unvanı verilirdi.Hatunun, elçileri kabul etmesi kağanı temsil etme yetkisinin olduğunu gösterir.



iKİNCİ dÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ ve SONRASI TÜRKİYE' DE EKONOMİK DURUM

Ikinci Dünya Savaşı Yıllarında ve Sonrasında Ekonomik Durum

1930'lu yılların başından itibaren Japonya, Italya ve Almanya hızla silahlanmaya başladı. Önce Japonya 1931'de Mançurya'yı, 1937'de de Çin'i işgal etti. Sonra Italya 1936'da Habeşistan'ı ele geçirdi. Arkadan dünyayı ele geçirme hayalleri içinde olan Hitler'e sıra geldi. Mart 1938'de Avusturya'nın Nazi Başkanının çağrısı üzerine, Alman Nazi Ordusu bu ülkeye girdi. Eylül 1938'de Almanlar Çekoslovakya'nın bir kısmını işgal ettiler. 14 Mart 1939'da tamamını ele geçirdiler. Almanya ve Italya "mihver devletler" cephesini kurdular. Almanlar savaş ilan etmeden, 1 Eylül 1939'da Polonya'ya girdiler. Polonya karşı koyunca II. Dünya Savaşı başladı. Polonya ile yardım anlaşması imzalamış bulunan Ingiltere ve Fransa da Almanya'ya savaş ilan ettiler. Almanlar Polonya'yı Ruslar ile paylaşırken, Amerikalılar tarafsızlıklarını ilan ettiler. Fakat ABD'nin tarafsızlığı kısa sürdü. Önce Eylül 1940'ta Japonya, Almanya ve Italya arasında karşılıklı askeri yardımlaşmayı öngören üçlü "mihfer" anlaşması imzalandı. Sonra 7 Aralık 1941 sabahı Japonlar 360 uçakla ABD'nin Pasifik'teki deniz ve hava üssüne saldırdılar. Iki saat içinde 14 savaş gemisini hatırdılar, 350 uçağı parçaladılar ve 3600 askeri öldürdüler. ABD hem Japonya hem de Almanya ile savaşmak ve Japonya'yı durdurmak için ise 6 ve 9 Ağustos 1945 Hiroşima ve Nagasaki'ye atom bombası atmak zorunda kaldı. 2 Eylül'de Japonya teslim oldu.
Savaş ABD'yi tek güç haline getirirken bu ülkenin parası da a-nahtar para durumuna geldi. Avrupa'daki faşist yönetimlerin baskısından kaçan Musevi kökenli bilim adamları ABD'nin bilim ve teknoloji alanında da önder ülke olmasına büyük katkı sağladılar.
Almanlar Yugoslavya ve Yunanistan'ı ele geçirip Türkiye sınırına kadar gelmiş olmalarına rağmen, Türkiye bu büyük Savaşın dışında kalmayı başarmıştır. Dünya tarihinde eşi görülmemiş düzeyde asker ve. sivilin ölümüne yol açan bu savaşta Türkiye insan kaybetmemiştir. Türkiye 23 Şubat 1945'te Almanya'ya savaş ilan etti. Hitler 30 Nisan 1945'te intihar etti. 7 Mayıs 1945'te Almanya teslim oldu. Kesin olmamakla birlikte 7 milyonu Almanya'daki kamplarda olmak üzere 50 milyon civarında insan öldü. Birinci sırada 20 milyonla S. Rusya, sonra 8 milyon ile Çin, 5 milyon ile Polonya ve 4,5 milyon ile de Almanya...
Şimdi kısa başlıklar halinde önce Savaş yıllarında (1939-1945), ardından Savaş sonrası dönemde (1945-1950) Türkiye'de ekonomik olayları ve sonuçlarını değerlendirmeye çalışacağız.

Devletçiliğin Duraklama Yılları (1939-1945)
Dünyada sıcak savaşın adım adım ilerlediği günlerde Türk ulusu, 10 Kasım 1938'de Büyük Kurtarıcı'sini kaybetmişti. Ülke son sekiz yılda Devlet öncülüğünde planlı sanayileşme uygulamasıyla tamamlanan bir atılım göstermişti. Atatürk'ün rehberliğinde siyasal, sosyal, kültürel ve iktisadi reformları ardarda gerçekleştiren genç Türkiye Cumhuriyeti, artık çağdaş uygarlık hedefine A-tatürk'süz yürümek zorundaydı.
Atatürk öldüğünde Celal Bayar Başbakandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, oybirliği içinde Cumhurbaşkanlığına Ismet Inönü'yü seçti. Inönü, Bayar Hükümetinin göreve devam etmesini
istedi. Gerek iktidar partisi olan CHP içinde ve gerekse kamuoyunda Inönü-Bayar beraberliğinin zoraki olduğu biliniyordu. Nitekim 25.1.1939'da C. Bayar, Hükümetin istifasını açıkladı. Inönü, istifayı kabul ettikten sonra Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam'ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. Saydam Hükümeti'nin programında üç ana konu ağırlık taşımaktaydı. Demiryolu yapımının programa göre devam ettirilmesi, Devletçilik ilkelerine bağlılığın sürdürülmesi ve "denk bütçe politikası "nın titizlikle uygulanması...
Bu arada 23 Haziran 1939'da Hatay'ın Türkiye'ye katılmasıyla ülke yüzölçümü 767.119 km2, nüfusu da (1940 sayımına göre) 17.820.950'ye çıkmıştı.
Savaş ekonomisi nedeniyle iktisadi yatırımlar durmuştu. Yine de 1932-1939 yılları arasında Devletçilik uygulamaları çerçevesinde kamu iktisadi kuruluşlarının sayısı 31'den lll'e çıkmıştı. Avrupa'da savaş başlayınca, Türk hükümeti yaklaşık bir milyon çalışma yaşındaki insanı silah altına aldı. Bir yanda üretim faaliyetleri için yetişmiş işgücü ve kaynak sıkıntısı artarken, diğer yandan ülkenin tüketim harcamaları hızla yükseldi. Toplam talep karşısında toplam arz yetersiz kalınca, enflasyon oranındaki artış Hükü-met'in denetiminden çıktı. 1929 Büyük Bunalımı'nın tersine, bu kez tarım ürünleri fiyatları hızla yükselmeye başladı. Örneğin buğdayın fiyatı 13,5 kuruştan 100 kuruşa, zeytinyağı kilosu 85 kuruştan 350 kuruşa fırladı. Fiyatlar genel endeksi 1938-1943 arasında 5 misli yükseldi. 1940 yılında 17 milyon olan nüfusun %24'ü kentlerde geri kalanı kırsal kesimde yaşıyordu.
Iç fiyatlardaki bu artış, devletin her türlü tüketim malları piyasalarında büyük miktarlarda ve hacimde satın almalarda bulunmasının etkisiyle olmuştur. Üreticiler ve toptancı büyük tüccarlar stokçuluk, karaborsa gibi yollarla büyük kazançlar sağladılar. TC Merkez Bankası, artan fiyatlar karşısında kamu kuruluşlarının artan kredi ihtiyaçlarını karşılamak için, kredi tahsislerini her yıl büyütmek zorunda kalmıştır. 1938'de 89 milyon olan kredi hacmi 1944'te 773 milyona yükselmiştir. Buna bağlı olarak para arzı da 219 milyondan 995 milyona çıkmıştır. Atatürk ve Ismet Inönü'nün birlikte taviz vermeden uyguladıkları "denk bütçe ve sağlam para'" politikaları artık işlemez olmuştu.
1940 yılında Ingiltere ile yapılan Ödemeler Anlaşması ile Lira-Sterlin ilişkisi koşullara bağlı olarak, sabit bir tanımla 1£=520 kuruş olarak belirlendi. Ancak piyasa fiyatı bu resmi fiyatın çok üstündeydi. Mayıs 1941'de bir altın lira 28 kağıt lira idi. Cumhuriyet Altını savaş öncesinde 10,78 lira iken 1942'de 32 lira oldu.
Kısaca, bu savaşın doğurduğu olumsuz koşullar nedeniyle 1938-1943 dönemini kapsayacak şekilde hazırlanmış olan II. Beş Yıllık Sanayi Planı'nın uygulamaya konması mümkün olmamıştır. Dolayısıyla ülkede bu dönemde yatırımlar durmuş, üretim kapasitesi yerinde saymıştır. Ithalat zorluklan nedeniyle bazı üretim dallarında üretim düşmüştür. Işsizlik, askere alma yoluyla giderilmiştir.
Ord. Prof. Dr. I. C. Saraç'ın değerlendirmelerine göre, savaş yıllarında CHP Hükümetleri'nin iki temel iktisat politikası olmuştur: 1) Mal kıtlığının doğurduğu sıkıntıları hafifletmek, 2) Bazı kimselerin bu durumdan yararlanarak aşırı kazançlar sağlamalarını önlemek... Bu iki ana hedefe varmak için Devlet'in ekonomiye müdahaleleri artmıştır. Refik Saydam Hükümeti'nin 1940 yılının başında (26 Ocak) yürürlüğe koyduğu "Milli Müdafaa Kanunu" Hükümete ekonomi ve savunma alanında sınırsız diyebileceğimiz yetkiler vermiştir. 1941 yılına gelindiğinde Hükümet, bazı malların iç ve dış alım-satımını yapmak üzere Ticaret Bakanlığı'na bağlı olarak Ticaret Ofisi, ve Petrol Ofisi gibi kuruluşları faaliyete geçirdi. Ticaret Ofisi gıda ve temel tüketim malları, Petrol Ofisi ise petrol ürünleri ticaretinde tam yetkili kuruluşlar haline getirildiler.
Ayrıca 21 Mayıs 1941'de 4036 sayılı kanun ile Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol Işletmeleri Genel Müdürlüğü kuruldu. Daha sonra bu kuruluşun adı Tekel Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi.
Zonguldak havzasındaki tüm kömür yatakları 1940 yılında millileştirilerek Etibank tarafından kurulan Ereğli Kömür Işletme Müessesesi'ne devredilmiştir. Aynı yıl içinde Raman'da petrol bulunması ülkeyi sevince boğmuştur.
Hükümet dış politikada başarılı olup ülkeyi savaş dışında tutarken, içerdi büyük tüccar ve büyük çiftçilere karşı her türlü çareye başvurulduğu halde, netice alamıyordu. Bu durumu Prof. Dr. Yahya S. Tezel şöyle ifade ediyor: "Ardarda yayınlanan kararnamelere adeta meydan okurcasına hızlanan karaborsa ve ihtikar süreci Hükümet 'in sıkıntılarını artırıyordu. Bir yandan temel tüketim mallarında ciddi kıtlıklar içinde kalan geniş halk yığınları sefalete itilirken, öte yandan büyük vurgunların vurulması, yönetici kadronun bazı kesimlerinin tüccarlar ve büyük toprak ağalarına karşı tavır almalarına yol açtı. "
Köy okullarına öğretmen ve eğitmen yetiştirmek, kırsal kesimin kalkınmasında etkin bir görev üstlenmek üzere 17 Nisan 1940'da Köy Enstitüleri (3803 sayılı kanun) kuruldu. Bu yeniliğin ve gelişimin arkasında Cumhurbaşkanı I. Inönü, Milli Eğitim Bakanı H. A. Yücel ve eğitimci I. H. Tonguç vardı. Köy enstitüleri kuruldukları yörenin sosyo-ekonomik yapısının değişmesinde belirleyici olmuşlardı. Büyük kentlerden uzak kırsal bölgelerde kurulan bu okullarda köy öğretmeni yetiştirmek ana hedef idi. Enstitülerde ilkokuldan sonra 5 yıllık bir öğretim programı uygulanmaktaydı. Bu süre içinde 114 hafta "kültür", 58 hafta "tarım" ve 58 haftada "teknik" derslere yer veriliyordu. Teknik dersler sanat ve atölye dersleri olarak uygulamalı bir şekilde yürütülüyordu. Bu enstitülerde toplam 15.000 öğretmen ve 2.000 kadarda sağlıkçı yetiştirildi.
H. Ali Yücel'den sonra Milli Eğitim Bakanı olan Reşat Şemsettin Sirel zamanında önce bu enstitülerin yüksek kısımları kapatıldı. Sonrada teker teker enstitüler klasik öğretmen okullarına dönüştürüldüler.
Savaşın üçüncü yılına, yani 1942 yılına gelindiğinde, Türkiye'de büyük sermaye sahipleriyle Hükümet arasındaki soğuk savaş yeni boyutlar kazanmıştı. Özellikle, büyük halk çoğunluğunun temel gıda maddesi olan ekmek üretim ve dağıtımında ortaya çıkan yetersizlikleri ve karaborsayı gidermek için 1942 yılının Ocak ayında, önce Ankara'da hemen ardından Istanbul'da ekmek karneye bağlandı. Karneyle kişi başına 300 gr. ekmek alınabiliyordu. Fakat durum hızla kötüleştiğinden Nisan ayından itibaren miktar 175 gr'a indirildi. Bu durum 1 Eylül 1944 tarihine dek devam etti. Ekmek yanında çay ve şeker kıtlığının ve karaborsasının da sürdüğünü hatırlamalıyız.
Hükümet Milli Koruma Kanunu'nda gerekli düzeltmeleri sağlayarak, sanayi kuruluşlarının neleri hangi miktarlarda üreteceklerini ve tarımda büyük çiftçilerin neler yetiştireceklerini belirlemeye başlamıştır. Bu arada beklenmedik bir olay, Temmuz 1942'de Başbakan Refik Saydam'ın ölümü, hükümet değişikliğine yol açtı. Yeni Başbakan Şükrü Saraçoğlu ve yeni Ticaret Bakanı Behçet Uz, özel sektörle ekonomik savaşı sürdürmek istemediklerini göstermek için gıda ve tarım ürünleri piyasaları üzerindeki Devlet denetimini asgariye indirdi. Fakat özel sektör barıştan yana görünmedi ve fiyatlar hızla tırmanmaya başladı. Bu gelişme karşısında Devlet'in tepkisini Cumhurbaşkanı I.Inönü 1942 yılında Meclisi açarken, şöyle dile getiriyordu:
"Şuursuz bir ticaret havası, haklı sebepleri çok aşan bir pahalılık belası...Bulanık zamanı bir daha ele geçmez fırsat sayan eski çiftlik ağası ve elinden gelse teneffüs ettiğimiz havayı ticaret metası yapmaya yeltenen gözü doymaz vurguncu tüccar... büyük bir milletin hayatına küstah bir surette kundak koymaya çalışmaktadır... "

1- Varlık Vergisi Öncesi ve Sonrası
Avrupa'da savaşan ülkelerde kamu ve özel sektörün tam bir dayanışma ve işbirliği içinde olduğu dönemde, belki de savaş dışında kaldığı için, Türkiye'de bu iki kesim arasında 1942 yılının Kasım ayında köprüler havaya uçuruldu! Cumhuriyet'in ilanından beri ülke yönetimini elinde tutan CHP, Meclis dışından gelen bu sert muhalefet karşısında Başbakan Ş. Saraçoğlu'na destek vererek, 12 Kasım 1942 tarihinde 4305 sayılı "Varlık Vergisi" kanun tasarısının kabulünü sağladı. Yasa olağanüstü koşullar nedeniyle "...bir defaya mahsus" olarak çıkarılmıştı. Verginin oranı ve matrahı kanunla belirlenmiş bir "servet vergisi" idi. Başbakan Ş. Saraçoğlu'na ve Maliye Bakanı Fuat Ağralı'ya göre yasayla şu sonuçları almak amaçlanmıştı:
â€" Enflasyonla mücadele için tedavülden para çekmek,
â€" Savaş yıllarında "çokpara kazanmış olanlardan " vergi almak,
â€" Devlet gelirlerini artırmak.
Bir başka gerekçeyi eski başbakanlardan ve o dönemin CHP içinde görevli olan S.Hayri Ürgüplü anılarında Başbakan ve Maliye Bakanı'ndan naklen şöyle anlatıyor:
"Istiklal Savaşı'ndaki fedakârlığa benzer bir fedakarlığın zorunlu olduğunu kesin bir dille ve heyecanla belirttiler. Istiklal Savaşında işgal altındaki Istanbul ve Izmir 'den gerekli yardım alınamamıştır. Şimdi en büyük fedakârlık oralardan gerekmektedir."
Yasa ile 15 günde 500 milyon TL toplanabileceği öngörülmüştü. Vergisini zamanında ödemeyenler için bedeni cezalar sözkonusu idi. Örneğin çeşitli kamu altyapı yatırımlarda çalışma gibi. Bu uygulama çerçevesinde Istanbul'dan Aşkale'ye çalışmaya gönderilenler oldu. Yabancı devletlerin vatandaşlarına tahakkuk ettirilen vergiye, ilgili ülkeler itiraz etti. Istanbul'da yaşayan yabancılara 80 milyon vergi kesildi, pazarlıklar sonunda vergi miktarı 17 milyona indirildi.
Varlık Vergisiyle tahakkuk ettirilen vergiye itiraz hakkı, temyiz yolu tanınmamıştı. Kimlerin ne kadar vergi ödeyeceğine "Takdir Komisyonları" karar veriyordu.
Bu vergi uygulamasıyla yaklaşık 3873'ü yabancı olan toplam 114 bin yükümlüye, 465 milyon TL vergi tahakkuk ettirildi. Ancak tahsilat 314 milyon TL düzeyinde kaldı. Vergilendirilecek yükümlülerin listesini Maliye Müfettişleri hazırladı. Istanbul'da toplanan müfettişlerin başında Şevket Adalan, yanında Sıtkı Yırcalı, Sait N. Ergin, Muhittin Gürün, Ihsan Baç, Bülent Yazıcı, Fazıl Ağan, Memduh Aytür, Cahit Kayra gibi mali tarihimizde iz bırakan isimler vardı. Büyük çoğunluğu azınlıklardan olmak üzere, yükümlülerin %70'i Istanbullu idi. Bu durum, özellikle Istanbul'da azınlıkların servetlerinin bir kısmının Müslüman-Türk işadamlarının eline geçmesine olanak verdi. Hükümet içten ve dıştan gelen yoğun baskılar karşısında uygulamayı 1943 yılında durdurdu. Bu vergiyi ödeyen müslim ve gayri müslim aileler, o günden itibaren CHP yönetimine karşı bilinçli ve örgütlü mücadeleye girişti. Önce bir muhalefet partisi olarak Demokrat Parti'nin doğuşunda, sonra bu Partinin 1946, 1950 ve 1954 genel seçimlerinde başarılı olması için çalıştılar. Vehbi Koç "Hayat Hikayem" adlı kitabında Varlık Vergisi uygulamasında 600 bin TL ödediğini söylüyor.
Hükümet bütçe açığını Varlık Vergisi yoluyla elde ettiği ek gelirlerle kapatamayınca sıkı para politikasını bırakarak para basmaya girişti. Ülke böylece Cumhuriyet Döneminde ilk kez enflasyon süreciyle karşı karşıya kaldı. Bu süreç ülkede yeni zenginlerin o zamanki deyimiyle "Hacı Ağaların" ortaya çıkmasına olanak verdi.
1943 yılından Savaşın bittiği 5 Mayıs 1945 tarihine kadar Türkiye'de bir yanda "savaş zenginleri''nin sayısı artarken, diğer yanda halkın büyük çoğunluğu yoksullaşmaya devam etti. Saraçoğlu Hükümeti, 1944 yılında "savaş sonrası kalkınma plan ve programı"mn hazırlanmasına girişti. Hazırlanan rapor 7 Mayıs 1945'te Hükümetin onayına sonuldu. Rapor, savaş ekonomisinden barış ekonomisine geçişi kolaylaştıracak önlemler yanında, II. Sanayi Plan'ında yer alan ana ilke ve hedeflere de yer veriyordu. Ek olarak, ülke içinde bölgesel uzmanlaşmayı ve enerji kaynaklarını sanayi tesislerinin etrafında toplamayı öngörmekteydi. Bu planın teknik çatısını "Kadro Hareketi''nin iki önemli temsilcisi, Şevket S.Aydemir ile Ismail H.Tökin kurmuştu. Birincisi Sanayi Tetkik Dairesi Başkanı, ikincisiyse Sümerbank'ın müşaviriydi.
Savaş yıllan uygulamalarını değerlendiren I.INÖNÜ şöyle diyor: "Devlederin iktisadi doktrinleri ne olursa olsun, ister kapitalist, ister sosyalist olsunlar "savaş ekonomisine" geçince ekmeği vesika ile dağıtmaya başlıyorlar. Bizde öyle yaptık. Yalnız bu dağıtım işi ciddi titiz bir örgütlenme gerektiriyor. Biz bu örgütlenmede yeteri kadar başarılı olamadık. Sonuç olarak da darlık ve pahalılık kendini gösterdi..."

2- Savaşın Ekonomik Sonuçlan
II. Dünya Savaşı yıllarında mal ve hizmet piyasalarında hükümeti çok zor duruma sokan büyük kıtlıklar ortaya çıktı. Devletin sanayi sektöründe egemenliğine karşın tarımsal ürünler piyasasında etkili olamaması bu piyasalarda devletle üreticileri karşı karşıya getiren olumsuz gelişmeler yaşandı. 1939-1946 arasında ekonominin temel göstergelerine bakarak yaşanan bu büyük istikrarsızlığın boyutlarını görmek mümkün olmaktadır.
Tablo VII- Savaş Yıllarının Ekonomik Göstergeleri
Yıllar Büyüme Hızı Enflasyon
1939 6,9 4,8
1940 -4,9 22,7
1941 -10,3 40,7
1942 5,6 92,1
1943 -9,8 74,0
1944 -5,1 22,8
1945 -15,3 54,1
Dönem içinde 1942 yılındaki %5,6'hk büyüme dışında her yıl ekonomi küçülmüştür. Ekonomi tarihimizde 3 yıl üstüste negatif büyüme hızı bu dönemde yaşanmıştır.
Türkiye, insanlık tarihinin en kanlı savaşının sürdüğü 1939-1945 yılları arasında savaş dışında kalmanın sınırlı da olsa yararını görmüş ve bu dönemde önemli altın ve döviz rezervleri birikmiştir. Dönem içinde, 1942 yılındaki duraklama hariç tutulursa, her yıl dış ticaret artan oranda fazlalık vermiştir. Bunda, ithalatın zamanında ve istendiği kadar yapılamamasının etkili olması yanında, Türk ihraç mallarına dış talebin artması ve fiyatlarının yükselmesinin de payı büyüktür. Özellikle silah sanayiinde önemli bir ara malı olan krom ihracımızdan, büyük döviz elde edilmiştir.
Türkiye 1939'da dünya krom üretiminin %16'sını temsil ediyordu. Savaş yıllarında Ingiltere ve ABD Türkiye'nin özellikle Almanya'ya krom ve benzeri hammadde ihracını engellemeye çalıştılar. Ancak Dışişleri Bakanlığfnın başarılı politikalarıyla "Ticarette Karşılıklı Çıkar" ilkesi çerçevesinde iki bloğa da her yıl artan fiyatlarla Türkiye krom ihracatı yapabilmişti.
Dış ekonomik ilişkilerdeki bu olumlu gelişmelere karşılık içerde tarım ve sanayi sektörlerinde özellikle girdi ve işgücü kıtlığı nedeniyle üretim yetersiz kalmış olduğundan, toplam GSMH ve kişi başına GSMH düşmüştür. Prof. Dr. F. Ergin'in tesbitlerine göre 1938 fiyatlarıyla milli gelir 1942'de 1 milyar 875 milyon lira, 1943'te 1 milyar 389 milyon lira ve 1944'te 1.659 milyon lira olarak hesaplanmıştır. Bu durum, fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselmesinin temel nedeni olmuştur. 1939-49 yılları arasında para arzı 5 kat artarken, devletin iç borçları toplamı 14 kat artmıştır.
Ikinci Dünya Savaşı bitmeden, 44 ülkenin temsilcisinin katıldığı bir iktisadi konferans ABD'de Bretton Woods şehrinde toplandı. 1 Temmuz 1944'te imzalanan Bretton Woods anlaşmasıyla, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Uluslararası Imar ve Kalkınma Bankası (Dünya Bankası) kurulması kabul edildi. Bu kuruluşların birincisi uluslararası para sisteminin işleyişini düzenleyecekti. Ikincisi ise Avrupa'nın imar ve kalkınma çabalarına katkıda bulunacak, sonraki yıllarda da gelişmekte olan ülkelere teknik ve mali yardım sağlayacaktı. Bu tarihten sonra, ülkeler paralarını Dolar'a göre tanımladılar. Böylece dünya ekonomisinde ABD'nin yani dolann egemenliği kurulmuş oldu. 1973 yılma dek bu egemenlik sürdü.
II. Dünya Savaşı sona erdiğinde Avrupa ülkelerinin altın stoklan tükenmiş, ABD'nin stokları artmıştı. Çünkü savaş yıllarında Avrupa ülkeleri ABD'den yaptıkları ithalatı altınla ödemek zorunda kalmışlardı.
Bu aşamadan itibaren Türkiye, dış ekonomik ilişkilerinde ABD kaynaklı telkin ve isteklere uygun yeni düzenlemelere gitmek durumunda kalmıştır.

Tablo Türkiye'nin Savaş Yıllarında Dış Ticareti (Milyon Dolar)
Yıllar Ihracat Ithalat Fark
1939 99,6 92,3 7,1
1940 80,9 50,0 30,9
1941 91,1 55,3 35,8
1942 126,1 112,9 13,2
1943 196,7 155,3 35,8
1944 177,9 126,2 51,7
1945 168,3 97,0 71,3
1946 214,6 118,9 95,7


Savaş yıllan boyunca Türkiye'nin dış ticareti toplam olarak gelişmiştir. Ancak hem ihracatımız hem de ithalatımız iki taraflı alınan anlaşmalarla yürütülmüştü. Bu gelişmenin temel nedeni fiyat avantajıdır. Böylece dış ticaret dengesi, dönem boyunca ve sürekli artan oranda fazlalık vermiştir. Özellikle dünya hammadde fiyatlarının yükselmesi sonucu Türkiye'nin dış ticareti reel olarak azaldığı ve binbir güçlüklerle yapıldığı halde, değer olarak artmıştır. Başlıca ihraç ürünleri arasında krom, bakır, pamuk, tiftik, bitkisel yağlar yer almaktaydı.
Savaş sonrası dönemde yapılan devalüasyon sonunda, ilke olarak ihracatın artacağı beklenmiştir. Oysa 1947 yılından itibaren ihracat dengesizlik gösterirken ithalat sürekli artma a devam etmiş ve dış ticaret açık vermiştir.


Tablo - Dış Ticaret 1947-50 (Milyon $)
Yıllar Ihracat Ithalat Fark
1947 223,3 244,6 -21,3
1948 196,8 275,4 -78,8
1949 247,8 290,2 -42,4
1950 263,4 285,6 -22,2
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Dış Ticaretimizde Italya ve Ingiltere önem taşırken daha sonra Almanya giderek önem kazanmıştır. Ikinci Dünya Savaşından sonra ise ülkenin dış ekonomik ilişkilerinde her alanda ABD'nin yeri ve önemi tartışılmaz hale gelmiştir.



Sayfaya Git: [1/2] 1 2 Sonraki